Ads Top

Es Es fırtınası yeminle başladı

Alıntı: Aksiyon Dergisi

Türkiye’deki çoğu futbolcunun hayat hikâyesine baktığınızda, en önemli kırılma anı okul ile futbol topu arasında yaşanır. Ve hep şu bildik hikâye anlatılır: “Profesyonel olunca birinden birini tercih etmem gerekiyordu. Okulu değil, futbol topunu seçtim. Pişman değilim.”

Çok az sayıda futbolcu ise ikisini bir arada yürütmüştür. Bunlardan biri var ki Türkiye’deki tüm oyunculardan ayrışır. O hem çok iyi bir futbolculuk hayatı yaşamış hem de futboldan koptuktan sonra profesör olmuştur. Bu yalnız adam, Eskişehirspor’un efsane oyuncusu Fethi Heper’dir.


Geçtiğimiz haftalarda G.Saray ve F.Bahçe’ye evinde kök söktüren Eskişehirspor, maziyi hatırlattı futbolseverlere. Bir zamanların efsane takımından bahsederken ilk telaffuz edilen isimlerden biri de Fethi Heper’di. 1960’ların sonlarında Anadolu’ya futbolu sevdiren, üç büyüklere kök söktüren Eskişehirspor’un gol makinesi Profesör Dr. Heper ile hâlen görevine devam ettiği Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ndeki odasında görüştük.

Heper, futbola 1950’de, yani 5 yaşında başlar. Eskişehir’de o zamanlar saatte bir otobüs geçmektedir. Koskoca şehirde 3 tane özel araba, 3 tane de taksi vardır. Bütün caddeler oyun alanıdır. İlkokulu Eskişehir Koleji’nde yatılı okur. Ancak hafta içi futboldan kopmak zorunda kalır. Futbol artık hafta sonlarının vazgeçilmez oyunudur. Orta 2 ve 3. sınıftan sonra ise Ataryemez Stadı’nda maharetlerini gösterir. Stadın ismi garip ama böyledir. O sahada gol atan kolay kolay gol yemezmiş o yıllarda. Derken dönemin takımlarından Egespor’un bünyesine girer Fethi Heper. Sonrasında okul takımında oynamaya başlar. Başarılı bir öğrencidir aynı zamanda. Öyle ki 1961’de kazandığı bursla Amerika’ya gider. San Francisco’da liseye devam ederken okulun İspanyolca hocası onun Türk olduğunu öğrenince hemen konuya girer: “Türkler iyi futbol oynar, bizim takımda oynamak ister misin?”

BİR MAÇTA 8 GOLÜN ÖDÜLÜ VİDALI AYAKKABI

Okulda her ülkenin öğrencilerinden oluşan futbol takımları kurulur. Fethi de İspanyolca konuşan öğrencilerin takımında kendine yer bulur. Peru’ya karşı oynadıkları maçta 7-0 geridedirler. Fethi oyuna girer ve maçı 8-7 alırlar. Gollerin hepsini de o atar. Maçın galibiyet primi ise bir spor ayakkabısıdır: “O gün ayağımda doğru dürüst bir ayakkabı yoktu. Takımın hocası beni ertesi gün bir mağazaya götürdü. Vidaları değiştirilebilen enfes bir ayakkabı aldı. O günün parasıyla 14 dolar verdiler. Benim aylık bursum 10 dolardı.”

O ayakkabılar Heper’in hayatında âdeta bir dönüm noktası oluşturur. Ayakkabıları Türkiye’ye getirir. Eskişehir’de oynadığı maçlarda herkes ayakkabılarına bakıyordur. Türkiye’ye dönünce Eskişehir Gençlikspor’da lisanslı oynamaya başlar. Bu arada liseyi ikincilikle bitirir. Babası şehirde manifaturacılık yapmaktadır. Fethi’nin iki ağabeyi de futbolcu, dayısı bir kulüpte idari menajerdir. Hala oğlu ve dayı oğulları da o dönemde çeşitli kulüplerde top koşturmaktadır. Futbolla iç içe bir aile sizin anlayacağınız. Fethi kıvraktır ve gol vuruşlarıyla dikkat çekmektedir. Eskişehir’de Havagücü, Şeker ve Demirspor takımları vardır. Gençlikspor daha sıradan bir takımdır.

Tekrar okula dönelim... 1962’de liseden mezun olan Heper, Ortadoğu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazanır. O yılın ağustos ayında büyük abisi Eskişehir’de doçent olur; ancak eylülde vefat eder. Bu ölüm aileyi özellikle de annesini çok etkiler. Çünkü ailenin daha önce de çocukları vefat etmiştir. Ankara’ya, ODTÜ’ye kaydını yaptıran Fethi, ailenin bu perişan hâlinden dolayı okula gitmez. Annesi sürekli gözyaşı dökmektedir. Evde huzur kalmamıştır. O sırada ODTÜ’den bir mektup alır. “Şehir Planlama Bölümüne kaydınızı yaptırabilirsiniz.” diye. İçinde bulunduğu durumdan kaçmak için bu davete icabet eder. Fakat hafta sonları Eskişehir’in yolunu tutarak Gençlikspor’da futbol oynamaya devam eder. Ertesi yıl kendisine baskılar artar. Hem takımdan hem de Eskişehir’deki öğretim görevlilerinden. ODTÜ’yü bırakır. Eskişehir Akademi’ye kaydını yaptırır. Artık işletme bölümünde okumaktadır.

GOLLERİ ATTILAR, ESKİŞEHİRSPOR’U KURDULAR

1963’te Konya’daki üniversiteler arası futbol turnuvasına giderler. Onun da oynadığı Eskişehir Akademi orada Türkiye şampiyonu olur. Ertesi yıl İzmir’de yapılan üniversiteler arası şampiyonada da Eskişehir Akademi fırtınası eser. Fethi Heper bu turnuvada 25 gol atar. Turnuvayı izlemeye gelen Futbol Federasyonu yöneticileri Eskişehir Akademi takımına hayran kalır. Takımın yöneticilerine “Bu hâlinizle 1. Lig’de bile oynarsınız. Niçin Eskişehir adı altında bir takım kurmuyorsunuz?” diye sorarlar. Takımın idari sorumlusu Prof. Dr. Orhan Oğuz, Eskişehir’de bir birliktelik oluşturur. Çoğunluğu (9 futbolcu) Akademi’den oluşan oyuncuların katılımıyla Eskişehirspor kurulur. Beşiktaş’ta oynayan Yüksel takımın ağabeyi olarak transfer edilir. Ankara Şeker’den Muzaffer, Vefa’dan kaleci Hakkı alınır. Derken 1. Lig’e yükselme maçları oynarlar. “Onu yendik, bunu yendik, bir baktık play-off’lardayız. Son 8 takım arasına girdik. Altınordu, Mersin, Adana, Bursa gibi takımlar var. Her deplasmana 10 bin seyirci ile gidiyoruz. O sırada bir amigo çıktı. Adı Orhan. Korkunç bir orkestra kurdu. 10 bin kişilik. Birtakım el kol hareketleri yapıyor. Bütün tribün ona uyuyor. Hepsi aynı anda aynı şarkıyı söylüyor. Muhteşem bir tribün, biz de sahada döktürüyoruz.”

Play-off’lara başlamadan önce kamp yaptıkları otelde tüm takım bir araya gelir. Bir masanın üzerine kılıç konur, yanına Kur’an-ı Kerim, yanına futbol topu ve (yanlış hatırlamıyorsam, diyor Fethi Heper) bir de ekmek. Tüm takım kümelenir ve orada yemin ederler 1. Lig’e çıkacaklarına dair. İlk maçta İstanbul Beyoğluspor’u 3-1 yenerler. İkinci maçta deplasmanda Bursa’yı olaylı bir müsabakadan sonra 3-1’le geçerler. Son maçtan önce Mersin deplasmanındadırlar. 45 derece sıcakta 2-1 kazanırlar. Dönüşte 10 bin kişi onları Eskişehir Askerî Havaalanı içinde karşılar. Şehirde hayat durmuştur âdeta. Köprübaşı’na kadar el üstünde taşınırlar. Son maç içeride Güneşspor’ladır. 3-0 kazanırlar ve kuruldukları ilk yıl 1. Lig’e çıkmayı başararak Türkiye’de bir ilke imza atarlar.

1. Lig’de ilk hocaları Cihat Arman’dır. Pek fazla antrenman yaptırmayan bu hocayla ilk senelerinde ligi 8. sırada bitirirler. Bu arada ligdeki ilk maçları Kasımpaşa iledir ve Eskişehir’in 1. Lig’deki ilk golünün sahibi de Fethi Heper’dir. İkinci yıl takımın başına F.Bahçe’den ayrılan Yugoslav vatandaşı Abdullah Gegiç getirilir: “Gegiç bize futbol oynamayı öğretmeye başladı. Top kontrolünü, top sürmeyi, tekniği, taktiği. İdmandan bir gece önce elimize neler yapacağımıza dair notlar tutuştururdu. Evde ders çalışır gibi çalışırdık. O geldikten sonra sisteme bağlı oynamaya başladık.”

Ama Gegiç’in ilk yılında takım ligi 9. bitirir. Daha güçlüdürler, daha tekniktirler ama sonuca yansımaz bu. Lakin bir sonraki sezon (1968-69) Türkiye’de esecek Eskişehir fırtınasının temelleri atılmıştır. Şampiyonluğu kaçırır Eskişehirspor. “Biz sahada elimizden geleni yaptık!” diyerek imalı konuşuyor Heper. G.Saray ile çekişiyorlardır. İstanbul’da G.Saray ile oynadıkları karşılaşmayı da unutamıyor: “Maçta 2-0 öne geçtik. Avusturyalı bir hakem yönetiyordu karşılaşmayı. Bir penaltı verdi. Sonrasında bir gol daha buldular ve maç 2-2 bitti.”

“O yıl Anadolu’ya futbolu sevdirdik.” diyor. Sevgiye dayalı bir kadro ve o kadronun etrafında şekillenen bir şehir. “Düşünün” diyor, “Maçlarımıza 5 bine yakın bayan taraftar da gelirdi. Bayanların amigosu ise Feriha idi. Tribünde bir tane küfür duyamazdınız. Çünkü bayanların yanında küfür etmek ayıp sayılırdı. Baylar tribünün üst bölümünde, bayanlar alt bölümünde otururlardı.”

Fethi Heper, sonraki yıllarda Trabzonspor’un kendilerinin yapamadığını yaptığını söylüyor. Burada iki takımın da aynı şehirden ve eğitimli oyuncular sayesinde başarıyı yakaladığı gerçeğine parmak basıyor.

Eskişehirspor o yıllarda Avrupa’da da Türkiye’yi başarıyla temsil eder. 1970-71’de UEFA Kupası’nda ilk turda İspanyol ekibi Sevilla’yı elemeleri büyük olaydır. İlk maçı 1-0 kaybederler. İkinci maça çıkarken Gegiç onlara yalnızca şunu söyler: “Yenilmekten korkmayın.” Rövanşta da 1-0 geridedirler. Son on dakikaya girilirken Fethi Heper’in arka arkaya attığı üç golle maçı 3-1 kazanırlar. Bu tarihî bir zaferdir.

NASIL PROFESÖR OLDU?

Fethi Heper, sonraki yıllarda Eskişehirspor’un düşüş yaşamasını devletin müessese takımlarını ortadan kaldırmasına ve altyapıya önem verilmemesine bağlıyor.

Futboldan koptuktan sonra 1976’dan 1994’e kadar Eskişehirspor’da çeşitli yönetimlere girdi. Her defasında altyapıyı savundu ancak bu hiçbir yönetimin işine gelmedi. Futbol Federasyonu’nda da çeşitli görevlerde bulunarak futboldan hiç kopmadı.

Peki, ya okul? Nasıl profesör olmuştu? “Ben okulda hep başarılı oldum. Daha Akademi’ye girdiğim ilk yıldan itibaren etrafımdakilere ders anlatmaya başlamıştım. Matematik, muhasebe, maliye dersleri anlatırdım. Hem öğretiyordum hem öğreniyordum. Profesyonel futbolcu olunca derslere katılım aksadı ancak notlar alarak imtihanlara çalıştım. Bütün kamplarda ders çalıştım. Burhan’la aynı odayı paylaşıyorduk. Ona çok ders anlatmışımdır. Hatta hiç unutmuyorum; Millî Takım’dayım. İstanbul’da Macarlarla yapacağımız maç için kampa girmiştik. Ben kamp boyunca ders çalıştım, arkadaşlarım okey, briç oynadı. Maçtan sonraki gün Eskişehir’de işletme imtihanım vardı. Girdim ve geçtim.”

Okuldan bahsetmişken… Fethi Heper, G.Saraylı Metin Oktay ile yaşadığı transfer olayının perde arkasını da bizimle paylaşıyor: “Metin Oktay, G.Saray için bana iyi bir transfer teklifinde bulundu. Kabul etmedim. Memleketimin takımında oynamak vardı niyetimde; ama asıl önemlisi okuldan geri kalmamak için bu teklifi geri çevirdim.”

1974’te 30 yaşındayken futbolu bırakmasında da üniversitenin dolaylı da olsa etkisi vardır: “O yılın başında hocalarımızdan Yılmaz Büyükerşen bana şöyle dedi: Ya futbol ya okul… Tercihini yap. Üniversitede asistan olacağım ama ayda alacağım para bin lira. Futbolda ise haftada bu parayı kazanıyorum. Tam karar veremiyorum. Derken bir maçta sakatlandım. Bir buçuk ay futbol oynamadım. O yılın haziran ayında F.Bahçe ile içeride bir maçımız var. Kendimi bu maça hazırlıyorum. TRT de ilk kez Eskişehir’den maç yayını yapacak. Maça çıktım. 20. dakikada dizden bir kez daha sakatlandım. Ve o akşam futbolu bıraktığımı açıkladım.”

Fethi Heper için artık üniversite hayatı başlamıştır. Bir zamanların ünlü oyuncusu, şimdi maliye bölümünde gelecek vadeden bir asistandır. 1978’de ‘toplumsal yapı ve vergi yapılanması’ tezini vererek doktor olur. Ardından İngiltere’ye gidip doçentlik çalışmaları yapar. 1981’de doçent olur. 1988’de ise profesördür.

O, bir futbolcunun isterse profesör bile olabileceğini ispat etmenin haklı gururunu yaşıyor. Öğrencileri tarafından da çok seviliyor. Vergi gibi çok ağır bir dersi öğrencileri sıkmadan anlatmasının sırrını ise bakın nasıl açıklıyor: “Öğrenciye önce kendini, sonra dersi sevdireceksin. Onlara yeri geldiğinde fıkra anlatıyorum, dersten soğutmamak için. Eski futbolcu olmanın da avantajı var tabii ki.”

Derslerinde kesinlikle futbol konuşmadığını söylüyor. “Öğrencilerin öğrenme haklarını, zamanlarını futbol konuşarak çalamam.” diyor. Öğrencilerin futbol konuşarak dersi kaynatmalarına da izin vermiyor. Fethi hocanın öğrencilerine de bir tüyo: Hoca, derslerinde daha çok arka sırada oturanları gözüne kestiriyor. Bizden söylemesi.

HAKAN ŞÜKÜR’Ü ÇOK BEĞENİYORDUM

• Bugünkü takımın bu kadar başarılı olabileceğini düşünemiyordum. Şimdilik iyi performans gösterdiler. Rıza (Çalımbay) takımı iyi çalıştırıyor.

• Futbolcular iyi. Koşuyorlar. İleride çoğalıyorlar.

• Seyirci de bayağı mesafe katetti. Bizim dönemden sonra seyircide bir bozulma olmuştu. Şimdi tribünleri toparlanmış gördüm. Küfürler azaldı. Bu çok iyi bir gelişme.

• Bu sene ligde kalalım yeter. Seneye üst sıraları zorlarız.

• Stadyuma ismimin verilmesi gündemde ama verilmez. Çünkü siyasiler buna müsaade etmez.

• En çok beğendiğim forvet Hakan Şükür’dü. Semih yeşermeye çalışıyor. Onun dışında liglerde kaliteli golcü göremiyorum.

• Bugün sokak futbolu yok. Dolayısıyla yetenekli oyuncu da gelmiyor.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.