Ads Top

Vermeyince Mabud, ne yapsın Sultan Mahmut

Bazen işler öyle ters gider ki, artık o noktadan sonra yapacak hiçbirşeyiniz kalmaz, değil siz kralı gelse düzeltemez dediğimiz durumlar hemen hemen herkezin başına dönem dönem de olsa gelmiştir. Bu hikayede de bununla iligili zevkle okuyacağınızı düşünüyorum.

Öyle talihsiz insanlar vardır ki, hemen hemen bütün işleri ters gider, şansları
gülmez...
"Vermeyince Mabud Ne yapsın Sultan Mahmut..." bu tanımda ki insanlar için  kullanılan bir
deyimdir.

Benzer şekilde, Ziya Paşa'nın dediği gibi:
"Bîbaht olanın bağına bir- katresi düşmez
Baran yerine dürrü güher yağsa semadan."
Halk şairleri de  şöyle demişler:
Kara bahtım kem talihim
Taşa bassam iz olur
Ağustosta suya girsem
Balta kesmez buz olur.
Benzer tanımlamaların  kahramanı da  talihsiz, bahtı gülmezin birisiymiş.

"Tıkandı Baba" takma adıyla anılan, şanssız olduğu kadar da saf, başına
konmak isteyen devlet kuşlarını daha havada iken ürkütüp kaçıran bir
adamcağız...

Sultan I. Mahmut devrinde Üsküdar'da yaşayan bu şanssız kişi yorgancılık
yaparmış. Kısmetsizliği, daha çocukluğunda iken başlamış. Testiyi eline
verip çeşmeye yollasalar, bir kurbağa gelir musluğu tıkarmış. Boş testi ile
evine döner, babasına: "Tıkandı baba..!' dermiş. Çarşıya gönderseler,
"Tükendi" diye eli boş dönermiş. Şanssızlığı ile o kadar ün kazanmış ki; bu,
Sultan Mahmut'un kulağına kadar gitmiş. "Şeyhi" takma adı ile şiirler yazan
ince ruhlu hükümdar, "Tıkandı Baba" adı ile anılmaya başlayan bu bahtsız
kişiyi görmek için Lalasını da yanına alıp, kıyafet değiştirerek Üsküdar'a
gitmiş.
Hallaç dükkanına varıp, kendisi ile konuşmuş. Bu adamın saf gönlü ve cilveli
kaderi hoşuna gitmiş. Bu garibi sevindirmeye karar vermiş.
Ama yapılacak yardımın da, kendi ihsanı olduğunu sezdirmek istememiş. Bir
tepsi baklava yapılmasını ve her dilimin altına bir altın yerleştirildikten
sonra bir zengin konağından armağan olarak verilmiş gibi adamın dükkanına
gönderilmesini istemiş.
Tepsiyi göndermişler. Adamcağız çok sevinmiş ama bir tepsi baklavayı yiyip
bitirmektense, satıp parası ile dükkana gerekli bazı şeyleri almanın daha
doğru olacağını düşünmüş.
Padişah, saf adamcağızın baklava tepsisini sattığını öğrenince çok üzülmüş.
Bir kaç hafta sonra, içini altınla doldurduğu nar gibi kızarmış bir tavuk
göndermiş. Bu kez de adamın komşusu, tavuğu kendisine satmasını istemiş.
"Sen fakir bir adamsın, vereceğim para ile bir hafta geçinirsin" demiş.
Bu durumu haber alan Sultan Mahmut, öfkelenmiş ve adamı saraya getirmelerini
emretmiş.
Tıkandı Baba neye uğradığını şaşırmış. "Bir kabahat işledim" sanarak
korkudan yarı baygın bir halde ve tir tir titreyerek.  apar topar padişahın
huzuruna çıkarıltılmış.
Sultan  güler yüzle ona korkmamasını söyleyerek, olup bitenleri anlatmış.
Tıkandı Baba hayretler içerisinde Padişahın ayaklarına kapanmış, hem ağlamış
hem de dualar ve şükürler etmiş.
"Bu böyle olmayacak.." demiş  Sultan Mahmut.
"Seni şimdi bir yokuşun başına götüreceğim, eline bir çember verecekler, o
çemberi hızla yokuş aşağı yuvarlayacaksın. Çember nerede durursa, yokuş
başından, durduğun yere kadar olan araziyi, etrafındaki binalarla birlikte
sana vereceğim... "
Padişah, maiyetindekiler ve heyecan içindeki Tıkandı Baba, saltanat
arabalarıyla Topkapı Sarayından
Mercan Yokuşunun başına gelmişler. Haberi duyan halk etraflarına toplanmış.
Bu meraklı kalabalığın önünde Tıkandı Babanın eline kalbur kasnağından
yapılmış büyücek ve ince bir çember vermişler.
Padişah:
- Haydi bakalım, fırlat şu çemberi de, kır şeytanın bacağını" diye emretmiş.
Zavallı, o kadar şaşkın ve telaşlanmış ki; çemberi tam doğrultusunda
fırlatamamış ve yana kaçırmış.
Sekiz, on arşın gittikten sonra yol kenarındaki bir ağaca çarparak, yaylanıp
geri dönen çember Tıkandımın tam alnına hızla çarpmış.
İki üç defa tekrarlanan bu çember tecrübesinin  her seferinde de bir aksilik
çıkmış.Uzun uzun "La havle, Yâ sabur" çeken Padişah sonunda onu alıp saraya
götürmüş ve hazineye sokmuş. Eline kocaman bir kürek vermişler.
Yığın halindeki altın ve elmasları göstererek "Haydi," demiş padişah,
"Daldır şu küreği, daldırıp dolduracağın kürek ne kadar altun alırsa hepsi
senin olacak."
Tıkandı Baba bu defa da  küreği ters tutup daldırdığından, küreğin
kubbesinde ancak bir iki tane altın kalmış.
Şair  Padişah hayretle içini çekmiş ve:
"Vermeyince Mabud, ne yapsın Sultan Mahmut... " demiş.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.