flower-bird


Wordpress`için Türkçe sosyal imleme sitelerine otomatik olarak yazıyı ekleyebileceğimiz bir eklenti hazırlıyorum. Aslında tam eklenti sayılmaz Yoast`un sociable eklentisinin içerisine entegre ediyorum.

Bu gibi durumlarda hazırdan yemeyi seven birisi olarak, hazırını aradım, hem de deli gibi internetin altını üstüne getirdim ama bulamadım. Demek ki böyle bir eksiğimiz var ya da var da haberim yok malesef. Bu gece başladım, küçük küçük ikonları hazırlamak en zoru sanırım.

Şuan için 8 adet Türkçe sosyal imleme sitesine eklenebiliyor, bulabildiğim bütün Türkçe sosyal imleme sitelerini eklemeye çalışacağım.

Anasını sattımın yazıları yazıyoruz Türkçe ekliyoruz digg, reddit, delicious, mixx cart curt... ondan sonra ziyaretçi gelecek diye bakıyoruz. Tamam İngilizce içeriğe sahip olsak buralardan günde en az 200-250 kişi bir yazımıza gelebilir, çok büyük kitle tarafından takip ediliyorama Türkçe içerikle olmuyor malesef.

Bazı Türkçe sosyal imleme sitelerinde bir iki yazımı ekleyerek deneme yaptım, güzel dönüşümler sağlanabilir. Böyle bir kolaylık olsa, bu siteler daha da çok kullanılabilir ve geri dönüşüm daha çok sağlanabilir.

Neyse lafı fazla gevelemeden bitirelim, umarım faydalı birşey çıkar ortaya.
Son zamanlarda Wordpress`den Blogger`a mı geçsem diye kafamda hakim bir düşünce mevcut.

Yazılarımı takip edenlerde bilirler ki web sitelerimin hiç birisinden para kazanmak gibi bir derdim olmuyor. Biraz hobi, biraz da bilgileri hem taze tutup hem de kendimi geliştirme adına gerek photoshop, gerek wordpress ve son zamanlarda da blogger için tasarım ve kod bilgileri paylaşıyorum. Bunları yaparken de ziyaretçi açısından geri dönüş bekleyip reklam gelirleri elde etme düşüncesi olmuyor. Zaten şuanda en iyi reklam veren olarak görülen Adsense reklamlarını kullanıyorum ve tıklama oranları berbat ötesi, kaldırmayı bile düşünmüyorum değil o derece. Çoğu zaman tık başına 0,01 bazen 2 tık 0,01 oluyor, arasıra ağzımıza bal sürüp 0,5-10 kuruş veriyor sanırım o yüksek veren reklamlar da yabancı reklamlar. Bu hit ve tık durumunu orantılayıp yüksek hitlerde üzerine +%10 tıklama oranı hesaplıyorum ve yine de beklediğim paralar çıkmıyor karşıma. Tutup da pop-up reklam, link satışı veya siteye giren ziyaretçinin karşısına lönk diye kocaman reklam da dayayacak kadar para delisi değilim.

Bu şekilde düşününce de hosting maliyetlerini cepten ödemek gerekiyor. Hadi şuan için pek sorun yok ama hitler yükselince bu maliyet fazlasıyla tuzlu duruma gelecektir. 3 lira değil beş lira değil, yıllık 200-250 milyonu rahatlıkla geçecektir. Askere gideceğim için şuan için kafamdaki herşeyi faliyete geçirmedim, hitleri isteyerek düşük tuttum, hem aldığım hostingi yükseltmek istemiyordum hem de uzun süre yazı giremeyeceğim için Google açısından fişlenmemek için.

Tamam Wordpress`in imkanları çok güzel istediğin herşeyi yapabiliyorsun ama benim gibi sadece yazmak için blog tutuyorsan ve geri dönüşüm beklemiyorsan Wordpress biraz fazla geliyor, zaten hit yükseldikçe eklentiler bir bir kapatılıyor, bantgenişliğini aşmamak adına.

Blogger ise çok farklı, ücretsiz olması fena halde cezbediyor, son yaptığım temayla birlikte iyice ısınmaya başladım. Ayrıca Blogger paneli yazı yazmam için fena halde cezbediyor, nedendir bilmiyorum, daha önceden de bahsetmiştim ama böyle bir sıcaklık var. çok saçma ya neyse :)

Askerden döndüğümde www.hayalmeyal.org daki yazılarımı sorunsuz bir şekilde blogger`a taşıyabilirsem, ciddi anlamda Blogger`a geçmeyi düşünüyorum. Belki de geçmem belli olmaz ama kafam da böyle bir düşünce hakim.
Google Reader`dan abone olduğum siteleri geziyordum, haber başlıklarını okurken şu yazıya rastladım.
Sigara içen birisi olarak hemen sinirlendim, kızdım, kendi kendime söylendim durdum.
Tamam sigara zararlı bir alışkanlık olabilir ama içen kişiden başkasını ne ilgilendirir. Kime ne ? Başkasına giren çıkan ne ?
İsteyen içer zıkkımlanır bu meleti, isteyen içmez yeşilaycı takılır. Sağlıklı yaşar.
Sonuçta içen de ölüyor, içmeyen de, arada belki 3-5 sene oynuyor :)

Zaten emeklilik yaşı olmuş 65 mına koym kimse emekli olmadan ölecek, hadi arada ölmeyip direnenler olabilir, onlar da alacak 3 kuruş, ölseydim daha iyiydi diyerek sürünecek, yaşadığı hergün kendisini bu duruma düşürenlere, dişsiz ağzıyla beddua edecek, sövecek sayacak.

Velasım kelam, konuyu özetlemek gerekirse, burs`u sağlayanlar da haklı olabilir. Hatta haklılar diyebilirim, verdikleri burs parasıyla öğrenciler sigara alıyor olabilir, sigara içmeyen, burs alamayan ve gerçekten o bursa ihtiyacı olan öğreniler olabilir.

Amaaaaaa lanet olsun ki; bu memleketi bu duruma düşürenlere, üç kuruş`a mahkum edenlere.

Medeni bir toplum olsaydık, ekonomik olarak hür bir ülke durumunda olsaydık ve sosyal devlet anlayışını tam olarak uygulayan hükümetlerimiz olsaydı zaten o sigara içen öğrenci de, içmeyen öğrencide burs`a filan ihtiyacı olmayacaktı değil mi ?
Blogger için ilk tema çalışmam. Aslında kendi blogum için hazırlamıştım, ama sonradan paylaşmaya karar verdim.



Blogger için ilk tema çalışmam.

İndirme adresi ve gerekli açıklamalar için hayalmeyal.org adlı blogumu ziyaret edebilirsiniz.

Sixrevisions 70 adet Photoshop öğrnebileceğimiz siteyi derlemiş. Kaynaklar İngilizce ama Photoshop`un dili birdir. (Tabi Türkçe Photoshop kullanmıyorsanız)

Derlenen bu 70 sitenin hemen hemen yarısını RSS ile takip ediyorum, hepsi birbirinden güzel ve birbirinden farklı kaynak.

1. PSD Tuts +

08-04_psdtuts
Image representing Flickr as depicted in Crunc...
Blogspot`taki blogum için daha önceden de Flickr eklentisi aramıştım, ama istediğim tarzda bir eklenti bulamamıştım. Benim istediğim aynı Wordpress`deki gibi görünüm verecek eklentiydi. Blogspot için bulduğum eklentiler genelde flash`la hazırlanmış ve bir çoğunda kendi Flickr albümünüzü dahi gösteremiyorsunuz.

Buradaki eklenti ile aşağıdaki, resimde gördüğünüz gibi, siz de blogspot sitenize tek adımda bu eklentiyi ekleyebilirsiniz.

Açıkça söylemek gerekirse bu kadar güzel bir filmle karşılaşacağımı ummuyordum.

Filmde bir çok konuya değinilmiş ve çok güzel bir dille ele almış. Konular bu kadar gerçek ve doğru tespitlerle seçilmiş olduğundan, üstüne de filmde oynayan oyuncuların bana göre harika performanslarından dolayı, o kadar kendinizi kaptırıp izliyor, o kadar filmle iç içe giriyorsunuz ki, sinemadan çıktıktan sonra bile her sahnesinin kelimelerini bile hatırlayabiliyorsunuz.


Açıkça söylemek gerekirse bu kadar güzel bir filmle karşılaşacağımı ummuyordum.

Filmde bir çok konuya değinilmiş ve çok güzel bir dille ele almış. Konular bu kadar gerçek ve doğru tespitlerle seçilmiş olduğundan, üstüne de filmde oynayan oyuncuların bana göre harika performanslarından dolayı, o kadar kendinizi kaptırıp izliyor, o kadar filmle iç içe giriyorsunuz ki, sinemadan çıktıktan sonra bile her sahnesinin kelimelerini bile hatırlayabiliyorsunuz.

Film`de Askerlerin şehit olduğu bölümde Altan Erkekli`nin de oyunculuğuyla ve yaklaşan Askerliğimin de vermiş olduğu hassasiyetle gözlerimden yaş geldiğini fark ettim. İlk defa bir sinema filminde gözlerimin yaşardığını belirtmek isterim.
Kapılmış olduğum bu duygusal durum film bitene kadar devam etti. Mahsun Kırmızıgül`ün çocuklarının peşinden koşarken, Demet Evgar`ın tek erkek çocuğunun öldüğünü öğrendiğinde ve bir kaç sahnede daha gözlerim doldu. Ağlamamak için zor tutttum kendimi.

Özetlemek gerekirse Güneşi Gördüm; memleketimizin, bizim, sizin, onların, ülkemizin, milletimizin, Türkiye`nin hikayesidir.

Recep İvedik`in 5 milyona yakın izlendiği ülkemizde bu filmin 1-2 milyonda kalması gerçekten beni çok üzer. İmkanı olan herkesin izlemesini tavsiye ederim.

Fragman
Malesef çikolata bana dokunuyor.

Uzun zamandır yüzümde kıl dönmesi tarzında ufak ufak yaralar çıkmaktaydı. Jilettendir deyip daha da kaliteli jiletler almaya başladım, yok 3 bıçaklısı, yok 2 bıçaklı çelik malzemeli derken bayağı bir uğraştım. Lakin yaraların gelip geçtiği yok.
Bunlar da bi skimeyaramadı deyip, yara çıkan yerlerdeki sakalları cımbızla yolmaya başladım(çok acıtıyor) tam geçti derken hobaaa birdaha çıkıyor herşeyi baştan alıyorum. Bu durum yaklaşık iki aydır, yoğun bir şekilde olmak üzere, uzun zamandır devam etmekte.

Bunlar da yetmedi deyip cuma günü berbere traş olmaya karar verdim, sağolsun eski ahbabdır kendileri, dedim böyleyken böyle düzelt şu yüzümü iyice sinirlerim bozulmakta. Anlattım uyguladığım yöntemleri, hepsini bir bir dinledi.
Dedi ki;
Berber: Olm senin derdin sakaldan değil
Ben: ...................... ?
Berber: Senin derdin karaciğerde
Ben: Lağğğnnnn !!!
Berber: Korkma lan, yediğin birşey dokunuyordur, bu aralar neyi çok yedin ? Coşmuş suratın dedi.
Ben: Valla bugün özellikle coştu, en son da sabah çikolatalı ekmek yedim.
Berber: Çikolata olabilir ama sen yine de doktora git
Ben: Pazartesi giderim, kes traşı da işimize bakalım :)

Olay bundan ibaret, cuma sabahından itibaren ağzıma çikolata sürmüş değilim ve yüzümdeki kıl dönmeleri geçmek üzere yenileri de patlak vermemekte, yarın akşam tekrar traş olacağım, bakalım pazartesi sabahı hortlamamışlarsa bu iş kesin çikolatadan, hortlamışlarsa da doğru doktora, tahlil neym yaptırmaya. Ne olur ne olmaz düşüncesiyle, yaralar geçse bile bu hafta içi doktora gitmeye karar verdim.

En çok sevdiğim yiyeceklerden birisi olan çikolataya uzuuuunnn bir süre ara vermek zorundayım.

Şimdi kahvenin yanında bitter çikolata zevkinden mahrum kalacağım, sıcak çikolata içemeyeceğim, çokanat, çikolatalı gofret vb... bilimum zevkten mahrum kalacağım. Ulan yapılırmı bu !
Çözemedim ben bu işi, bir miskinliktir doyumsuz...

Uyumak, uyanıp tekrar uyumak, gözler açık yatakta yuvarlanmak, yuvarlana yuvarlana tekrar uykuya dalmak...

Msikinlik var üzerimde yataktan zor çıkıyorum, çıksam da birşey yapmıyorum.

2-3 gündür sürüyor bu durum. Dün akşamdan niyetlendim ve bugün erken kalkmayı başardım, erken yatıp erken kalkmaya çalışacağım. Yakşalan askerlik de iyice zor duruma sokuyor beni, kısa dönem yapacak olmama rağmen sevdiklerimi bırakıp gitmek, onları istediğim zaman görememek, istediğim zaman konuşamamak, onlardan ayrı kalma düşüncesi hayli yıpratıyor beni.

Sayılı kalan günlerimi de uyuyarak geçirmek istemiyorum. Bari biraz havalar düzelse de dışarı bakınca güneşi görüp içimiz ferahlasa. Güneşi gördüm diyince bugün sinemaya gitme fikri geldi aklıma, bakalım biz de bir Güneşi Görelim, akşama anlatırım nasılmış.
Japon`lar da bu robot işini bokunu çıkardı sonunda.

Daha önceden Asimo`nun danslarını, şakalaşmalarını televizyonlarda, internette izlemiştik, gazetelerde okumuştuk.

Geçtiğimiz günlerde Ucroa adından manken robot tanıtıldı, boy boy resimler podyumda yürüyüşler filan saçma salak işler.

Şuan için hala araştırma aşamasında olsa da, bir iş başladımı devamı gelir.

Hiç gerçek mankenle bir olurmu ? O havalı manken yürüyüşü, podyum kazaları olmadan olurmu :)

Bir yukarıda ki resimlere bakın bir de aşağıdaki resme. Başka söze gerek yok.

Bugün 18 Mart, Çanakkale Deniz zaferinin yıl dönümü.
Birkaç gün önce DİRİLİŞ kitabını okudum, özeti çıkartmakla uğraşıyorum, niyetim bugüne yetiştirmekti ama malesef yetiştiremedim, bazen işler istediğimiz gibi ilerlemiyor malesef.

18 Mart 1915 yılında Atalarımız müthiş bir zafer kazanıp, Milli Mücade döneminin başlangıcına imza koymuşlardır. Dönemin en güçlü İngiliz ve Fransız donanmalarına, eldeki kısıtlı imkanlar ve çağın gerisinde kalmış toplarla olağanüstü bir direniş sergileyip Çanakkale Boğazını savunup, düşman kuvvetlerinin İstanbul`a geçmesine engel olmuşlardır.

Bu deniz zaferinden sonra 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında Çanakkale`de yapılacak olan kara savaşları ve inanılmaz bir özveri ile kazanılan zafer takip edecektir.
Bugün 18 Mart, Çanakkale Deniz zaferinin yıl dönümü.

Birkaç gün önce DİRİLİŞ kitabını okudum, özeti çıkartmakla uğraşıyorum, niyetim bugüne yetiştirmekti ama malesef yetiştiremedim, bazen işler istediğimiz gibi ilerlemiyor malesef.

18 Mart 1915 yılında Atalarımız müthiş bir zafer kazanıp, Milli Mücade döneminin başlangıcına imza koymuşlardır. Dönemin en güçlü İngiliz ve Fransız donanmalarına eldeki kısıtlı imkanlar ve çağın gerisinde kalmış toplarla olağanüstü bir direniş sergileyip Çanakkale Boğazını savunup düşman kuvvetlerinin İstanbul`a geçmesine engel olmuşlardır.

Bu deniz zaferinden sonra 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında Çanakkale`de yapılacak olan kara savaşları ve inanılmaz bir özveri ile kazanılan zafer takip edecektir.

Çanakkale Savaşından önce Balkan Savaşlarında ve Sarıkamışta ağır kayıplar veren Osmanlı`nın bu savaştan da yenik ayrılacağı gerek düşman kuvvetler, gerekse de yurt içindeki hainler tarafından düşünülmekteydi.

18 Mart 1915 bu bakımdan bir ulusun kader çizgisini değiştiren çok önemli bir zaferdir. Kara Savaşlarında şehitlerimize çok önemli bir katkısı da olmuştur.

Çok zor şartlar altında geçecek olan kara savşlarında şehitlerimizin düşüncesine yerleşen bu deniz zaferinin en önemli noktası şuydu.

Şartlar ne olursa olsun, düşman ne kadar güçlü olursa olsun, cephane ne kadar sınırlı olursa olsun, tek bir düşünce hakim di "İnanılırsa Başarılır"

Hepimizin tarihimizi çok iyi bilmesini isterdim, bu Vatan`ın ne zor şartlar altında kurulduğunu, hem düşman kuvvetlerle hem de yurt içindeki hainlerle ! nasıl mücadele edildiğini bilmesini isterim.

Bu sebepten bu yazıyı okuyan herkesin DİRİLİŞ ve ŞU ÇILGIN TÜRKLER kitaplarını okumalarını isterim. Eğer daha önceden ŞU ÇILGIN TÜRKLER`i okumadıysanız ilk önce serinin DİRİLİŞ kitabını daha sonra da ŞU ÇILGIN TÜRKLER`i ve son olarak da henüz çıkmamış olan serinin üçüncü kitabı olacak olan CUMHURİYET`i okumanızı isterim.

Hepimiz`in kaderini değiştiren 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı Kutlu Olsun.

Obama Türkiye`ye neden geliyor ?
Türkiye`ye geçtiğimiz haftalarda ABD dışişleri bakanı Hillary Clinton gelmiş ve bazı görüşmeler yapmıştı. Bu görüşmelerle ilgili detaylı bir açıklama yapılmadı. Aslında bu ziyaret Obama için hazırlanmış bir ön protokol niteliğindeydi diyebiliriz. Bazı önemli konularda önce Clinton görüşmeler yapmış ve istedikleri cevabı almış olmalı ki hemen ardından Obama`nın Türkiye`ye ziyareti duyurulmuştu.

Nedir bu konular ?
Bilindiği üzere Obama seçilmeden önce Ermeni tasarısını kabul edeceğini söylemişti. Şuanda ABD`de bu tasarının Obama tarafından kabul edilmeyeceği söyleniyor. Muhtemelen bu bilerek yaratılmış bir hava. Amerika, Afganistan`da ve Irak`da büyük bir çıkmazın içerisinde, işler iyice arap saçına dönmekte ve her geçen gün daha da karamsar bir duruma sürüklenmekte. Kısacası ABD bu yükün altından kalkamadı ve şimdi bataklığa çekecek birilerini arıyor.

Son olarak ABD`de yaşanan ekonomik krizden sonra ekonomisi de ağır bir yükün altına girdi ve mevcut durumda askeri harcamalara fazla sıcak bakılmıyor. ABD`de işsizlik en yüksek seviyeye ulaşmış durumda. (%8) Halk isyan bayraklarını çekmek üzere diyebiliriz. önümüzdeki 1 yıl içinde pek iyimser bir hava gözükmemekte.

Türkiye`nin Kuzay Irak`la ilgili kaygılarını ABD çok iyi bilmekte, bu kozu elinde tutmakta. Üstüne Ermeni tasarısı da hali hazırda beklemekte.

Şimdi Ülkemizi zor bir sınav beklemekte !
Obama Türkiye`nin Afganistan`a asker göndermesini ve oradaki kontrolü tamamen üstlenmesini istemesi muhtemel. Belki ekonomik olarak destekleme sözü verecektir ama bu hiybe olarak değil IMF veya Dünya Bankası aracılığıyla sağlanacaktır. IMF ile anlaşmanın yapılamamasının bir nedeni de bunun olabileceğini tahmin ediyorum. IMF Türkiye`ye zor şartlar sunmakta, hükümet de bu şartları kabul etmemekte. Buna rağmen ekonomi çevrelerinden yoğun bir baskı ile IMF ile anlaşmanın biran önce imzalanması yönünde kamuoyu baskısı oluşturulmaya çalışılmakta.

ABD Afganistan için; Irak bütünlüğünü ve Ermeni tasarısını koz olarak kullanacaktır.
Bu sıralar Talabani ve Barzani`nin de sesinin çıkmamasının bir nedeni olmalı ? Yorum sizin.

Peki Türkiye bu konular hakkında ne yapıyor ?
Hükümet`in bu yönde bir çalışma yaptığını ne basından ne de hükümet`in temsilcilerinden dolaylı yolla da olsa duymadık.

Yerel seçimler, genel seçim havasına sokulmuş ve herkes de bu havaya kapılmış gitmekte. Ne ekonomik kriz, ne işsizlik sorunu ne de bu konularla ilgilenen yok.

Meydan meydan dolaşarak karşılıklı atışmalarla seçimlere girilmekte.
Zaten ülke olarak en büyük sorunlarımızdan birisi de bu değilmi. Kimse ne iş yaptığına bakmıyor veya neler yapabilirim, bu Vatana nasıl daha iyi hizmet edebilirim diyen yok. Herkes rakibinin açıklarını aramaya kafa yormakta, rakibi kötülemeye çalışmakta, kutuplaşma oluşturulmaya çalışılmakta. Türkiye`de seçim yasaları, partilerin tüzükleri, siyasi liderlerin görev süreleri, kıyak emeklilik, millet vekillerinin yüksek aylıkları düzenlenmedikçe bu sahneleri yaşayacağımızdan hiç şüphem yok.

İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi`nden kısa bir hatırlatma
İlk Meclisin vekilleri yokluklar içerisinde varolmaya çalışan bir milletin temsilcileridirler. Milletvekilleri Ankara'ya bin bir güçlükle gelebilmişlerdir. Çoğunun yatacak yeri yoktur. Meclis Başkanının kullandığı otomobilden başka motorlu araç bulunmamaktadır. Sekiz ay maaşsız çalışan milletvekilleri, bir yıl sonra 100 lira olan maaşlarının %20'sini bütçe açığını kapatmak için yine devlete vermişlerdir.
Allah sonumuzu hayır eyleye...
[havza11f5642f91f5642faby.jpgDoğa Derneği, Dünya Su Forumu öncesinde suyla ilgili doğru sandığımız 7 temel yanlışa dikkat çeken bir rapor yayınlamış.

Türkiye'de ve dünyada su kaynaklarının yönetimi yedi büyük yanılgı üzerine inşa edilmiş ve bu yanılgılar kodlanmış mesajlar halinde pek çoğumuzun zihnine kazınmıştır. 5. Dünya Su Forumu sırasında da bu yanılgıların sıkça tekrar etmesi beklenmektedir. Dünya Su Forumu'nu sağlıklı bir şekilde izlenebilmesi için bu doğruların bilinmesi büyük önem taşımaktadır.Doğa Derneği, bu nedenle suyla ilgili doğru bildiğimiz yanlışları içeren bir rapor hazırlamıştır.

İşte suyla ilgili doğru bildiğimiz 7 yanlış:
  • 1. Su boşa akmaz.
  • 2. Çok baraj, çok kalkınma değildir.
  • 3. Günümüzde göllerin kuruyor olmasının en temel nedeni küresel ısınma değil, yanlış tarımsal sulama projeleridir.
  • 4. En çok su tasarrufu evde değil, tarlada yapılır.
  • 5. Sulu tarım her zaman daha karlı değildir.
  • 6. Nehirleri taşıyarak her zaman su sorunu çözülmez.
  • 7. Türkiye'de doğayı yok eden en büyük etken orman yangınları veya çölleşme değil, yanlış su politikalarıdır.
Boşuna uyutulmuşuz bu zamana kadar demek geliyor içimden. Ama, yinede her birey su kullanımında bazı tasarruflara giderek çevreye küçük çaplı da olsa katkıda bulunabilir.
Unutulan Manşetler 1919-2007
Aşağıda bağlantıları bulunan dosyalar ATO tarafından yapılmış güzel bir çalışma.
Günlük gazete manşetlerinden oluşan bir tarih arşivi .
Sizler içinde PDF formatında kolay kullanım için parçalara bölünmüş şekilde sunuluyor.

Arşivde 1919-1928 arasındaki gazetlerde günümüz Türkçe`si kullanılmış. Bunun nedeni sanırım ATO tarafından hepimizin anlaması için, bu gazetelerin günümüz Türkçe`sine çevrilmesi yatıyor.

1928`den önceki gazeteler eski harflerle çıkıyordu, emin olmak isteyenler Taksim'deki Atatürk Kitaplığında bulunan asıllarına da bakabilir.

2006-2007
Bu sıralar uzun uzadıya yazı yazamıyorum. Aslında söylecek o kadar çok şey biriktirdim ki bir türlü faliyete geçiremiyorum.
En basitinden okuduğum onca kitabın kısa bir özetini çıkarıp, tanıtmak, paylaşmak istiyorum. Yaşadığım olayları, seçimleri, siyaseti, toplumsal tepkilerimi paylaşmayı o kadar çok istiyorum ki anlatamam. Bu yazamama durumu beni iyice kızdırmaya başladı.
Neden yazamıyorum ?
Nedeni belki çok basit gelebilir belki basit bir çözümü vardır ama bana bu durum fazlasıyla engel teşkil ediyor.
Vakti zamanında bilgisayarı odamdan salona taşımayla başladı bu uzun ve çetrefilli süreç.
Bilgisayar başındayken sigara içen birisiyim, ayrıca pek yalnız kalmayı sevmeyen bir yapıya sahibim diyebilirim. Devamlı etrafımda birileri olmalı, onlarla laflayacağım, iki sohbetin belini kırıp, bazen kızıp, bazen de kızdıracağım.
Bilgisayar odamdayken sigara içmiyordum, yattığım odada sigara içilmesine uyuz olurum, hem odaya kokusu sinmekte hem de duvarların, perdelerin, tüllerin vb... eşyların rengi solmakta, ayrıca sigaranın kokusu elbiselerime sinmekte ve giydiğim elbiselerde annemin kullandığı o mis kokulu yumuşatıcıların kokusunu alamazsam kirli diye geri çamaşırlığa atarım. Ev yaşantısında fazlasıyla titizim sanırım. Bu sebeğlerden dolayı ikide bir odadan çıkıp sigara içmek oyalayıcı bir iş gibi geliyordu, ayrıca bilgisayarın başında içilen sigaranın da tadı bir başka sanırım. Üstüne birde yoğun bir işle uğraşırken canın çektiği sigara ağır basıp, o işi yarım bırakıp geri geldiğinde aynı yoğunluğu ve konsantrasyonu bulamayınca yapmak istediklerimi tam yansıtamadığımı fark ettim.
Ayrıca yaz gelmiş oda küçük olduğu için, bilgisayarında etkisiyle fazla ısınıyor camı açtığımda evin arkasındaki çocuk bahçesinden fazla ses geliyor ve beklenen soğutma etkisini de görmüyordu.
Odamda benden başkası da olmadığı için kimseyle konuşamıyor fazlasıyla canım sıkılıyordu.

Günlerden birgün çözüm olarak bilgisayarı salona taşımakta buldum, ilk zamanlar çok hoşuma gitmişti bu durum, salon geniş ve rüzgar alan bir balkon kapısına sahipti, sıcak problemimi halletmiştim. Çocuk parkındna gelen belli belirsiz bağırışma sesleri de kesilmişti üstelik. Saigara keyfine de kavuşup, ev ahalisiyle de iki muhabbetin belini kırmaya başlamıştım.

Bu durum fazla sürmedi. Mutlu mesut yaşarken kış yaklaşmış babaannem köyden bize gelmişti. Ahali salondaki bilgisayar ilgi duynuş benden boşta kalan zamanlarda internette okey vb... vakit öldürecek işlere girişmişti. İşyerinde rahat oldğum için yazmak istediklerimi işyerinde yazmaya başladım, üstelik sessiz ve sakin bir ortamda kimse tarafından rahatsız edilmeden kısa sürede bu işimi halledebiliyordum.
Askere gideceğim için işten çıkmış günlerimi evde geçirmeye başlamıştım, dilediğim zaman yatıyor dilediğim zaman kalkıyor, istediğim zaman çarşıya çıkıyor, istediğim zaman dönüyordum ve bu durum fazlasıyla hoşuma gitmeye başlamıştı.

Ama evde durumlar değişmişti. Son bıraktığımdan beri ev halkı bilgisayara iyice alışmış, okey oyunlarının anasını ahlatmaktaydılar.
Babaannemin de kulaklar zor işittiğinden televizyonun sesi desibel sınırlarını zorlama derecesine ulaşmakta, saçma sapan o dizi müziklerinde ki kimi zaman keman sesi, kimi zaman ne olduğu belirsiz ince tiz sesler kulaklarımın sınırlarını aşıp beynimin içinde yankılanmaya, hatta beynimi kemirmeye başlamıştı. Üstelik; artık bütün gün evde olduğum için canımın her istediğinde bilgisayarın başına geçememekteydim. Zamanla ev halkıyla vardiya planı hazırlamış gibi ama yazılı ve sözlü dile getirilmeden, bilgisayar paylaşım saatlerini belirlemiş buldum kendimi. Ben genelde dışarı da çıktığımdan bu plan dahilinde sürem giderek azalmaya başlamış ve giderek bu durum aleyhime işlemişti. Sanki normal olan benim bilgisayara fazla oturmamam gibi bir hava dolaşmaktaydı ev içinde. Bunun üstüne okulu bitirdiğimden beri uzun bir ara verdiğim kitap okuma alışkanlığımı da geri kazanmış ve bunun neticesinde de bilgisayarla olan buluşmalarım neredeyse yokluk derecesine ulaşmıştı.

Durum bundan ibaret, yazı yazarken sessiz ve sakin bir ortam olması şart, yazıyı bütün olarak düşünüp kelimelere dökerken etraftaki yüksek sesler buna fazlasıyla engel olmakta ve yazmak istediklerimi bir türlü yazamamaktayım.

Bu durum askere gidene kadar da devam edecek gözüküyor, geceleri geç saatte vakit bulup bir fırsatını yakalarsan ne mutlu bana...
Zaman ne kadar da göreceli bir kavram aslında. Üstelik bu zaman sayılı bir zamansa ve bu sayılı zamanın bitmesini istemiyorsanız daha çabuk geçmekte ve daha güzel geçmekte.
Tam tersi durumdaysa bu sayılı zaman geçmemekte günler, saatler hatta dakikalar bildiğimiz dakika, saat, gün değilmiş gibi davranmakta, sıkıntılar artmakta, düşünceler daha da yoğunlaşmakta.

Herkesin bu tip tecrübeleri olmuştur sanırım ne demek istediğimi anlamışınızdır.

20-25 gün sonra askere gideceğim ve en güzel günlerimi yaşamaktayım diyebilirim ve bu günler çok çabuk geçmekte.

Askerliğimi Uzun Dönem olarak Çanakkale`de yapsam süper olur ama nasip neresi çıkacağı belli değil sadece buraya not almak istedim. { Kısa dönem Çanakkale`de olabilir :) }

Zaman kavramını çok güzel ve ünlü bir sözle özetlemek gerekirse

"60 sn. güzel bir kızın yanında oturan bir delikanlı için çok kısa,kızgın bir sobanın üzerinde oturan bir delikanlı için çok uzun bir süredir"
Albert Einstein

Çok doğru bir kavram, şu sıralar bunu yaşamaktayım.
Windows hosting`de wordpress wp-cache eklentisini çalıştırmak deveye hendek atlatmaktan daha zormuş bunu öğrendim.
Ön bilgi olması amacıyla internette biraz arama yaptım, en azından Linux serverlarda nasıl çalıştığını, çalışma mantığının nasıl olduğunu, kurulumda nelere dikkat etmem gerektiğini anlamak için bir ön araştırma yaptım, ama yapmaz olaydım. Kopyacı Türk internet alemi domatessuyu`nun vakti zamanında yayınladığı yazıyı kelimesi kelimesine ve resimleri de aynı olarak kopyalayıp kopyalayıp yayınlamışlar, google`da bayağı bir sayfa gezdim hep aynı yazıyla karşılaştım.
Her kişiye böyle fedakar ve çılgın arkadaş lazım. Böyle arkadaşın olsun Amerikaya borcun olsun :)

Yeni bir reklam yerleşimi düşünürken aklıma geldi, wordpress`de more tagından sonra reklam göstermek ilginç bir reklam yerleşimi olabilir.

Anasayfamızda devamını oku bağlantısı verdiğimizde, açılan sayfa bu bağlantıyı verdiğimiz noktadan itibaren gözükmekte, işte bu yeni reklam yerleşimi ile bu noktada reklam göstereceğiz.


Birbirinden güzel 20 adet Ultra Fractal masaüstü duvar kağıdı. Deviantart galerilerinden benim favorilerimden 20 tanesini seçtim.

İnternette bulup bulabileceğiniz en güzel çalışmalardan bazıları. Umarım siz de beğenirsiniz.

The Beacon

the_beacon_by_thearchon

twibadgeMerhaba, sizlere yeni bir wordpress twitter eklentisi tanıtmak istiyorum.

Sidebar`ınızda flash olarak gözüken bu eklenti oldukça estetik görünüme ve kullanışlı bir yapıya sahip.

Twibadge sadece Wordpress 2.7 ve üzeri sürümleri desteklemekte.

Eklentinin en güzel tarafı, twitter sayfanızda ne yapabiliyorsanız aynısını sayfanız üzerinden yapabilmeniz.

Kurulumu tamamlayıp sayfanıza entegre etmeden önce  sidebar`ınızın genişliğine göre ayarlamayı unutmayınız.

Bu dersimizde MSNBC tarzı effekt yapımını anlatacağım.



İlk olarak Photohop`umuzda 1440 x 500 boyutlarında yeni bir çalışma sayfası oluşturuyoruz ve zemin rengini #000000 (siyah) yapıyoruz.

Daha sonra bu çalışma sayfasında yeni layer oluşturup onunda zemin rengini siyah yapıyoruz.
Renklerimizin birisi #000000 diğeri #999999 olarak ayarlayıp,
Oluşturduğumuz bu layer`da

Loading

Hakkımda

Fotoğrafım
Hayalmeyal
Eskişehir, Turkey
... ondan sonra hayat oynamaya devam etti hepimizle... ...neyse, Ailen dışında kimse tarafından önemsenmediğini ne zaman fark ettin ? Yoksa hala fark etmedin mi ? Hedefler, hayaller, amaçlar hiç bitmeyecek değil mi ? Ne zaman bugününü yaşayacaksın? Ne zaman Güneşin ne kadar güzel doğduğunu göreceksin? Hiç fedakarlık yaptın mı uykundan, Güneşin doğuşunu görebilmek için. Sonra demiyormusun aslında ben fedakarım diye... Ya kendin için? Hepimiz ölmeyecekmiyiz sonunda... Bu hırs ne için? Daha iyi araba ? Daha iyi ev ? Hangisi nefsi doyurabilir. Daha iyisi olmayacak mı sanıyorsun! ...İnsan kendisi seçmiyormu yaşayacaklarını fark etmeden de olsa... ...her neyse, fazla düşünme, plan da yapma! Sadece yaşa...
Profilimin tamamını görüntüle