Sonunda geldi çattı. Gideceğim yer de belli oldu. 1'İNCİ OR.MU.A.K.LIĞI YARIMBURGAZ İSTANBUL `da yapacağım askerliğimi. Uzun dönem istiyordum ama nasip böyleymiş. Bunda da vardır bir hayır.




İstanbul`u pek sevmiyorum aslında, çok büyük ve karışık geliyor :)
Acil ihtiyaçlarım dışında pek çarşıya pazara çıkacağımıda zannetmiyorum. Zaten hepi topu 6 ay, seneye kışa Eskişehir`e yetişeceğim. Yazı da İstanbul`un nemli ve bunaltıcı havasında geçirdikten sonra sanırım Eskişehir`in kışı ödül gibi gelecek :)

Zaman buldukça bu blog`a yazı girmeye çalışacağım, artık ne kadar zuman bulabilirim ki ?
Bu siteyi açtığım andan itibaren devamlı kendi tasarladığım temayla yola devam ettim, ilk temamdan şu anda görmüş olduğunuz temaya kadar, toplam 3 kez tasarımı değiştirdim.
İlk tasarımdan şuan ki tasarıma kadar css galeri sitelerinde tasarımımızı görücüye çıkartmayı başardım. Bunlardan ilki ve ilk olduğu için de benim için en önemli ve en heyecan vericisi cssvitrini.com oldu.
Son zamanlarda fazlasıyla dikkatimi çeken bir konu var. Hatta uzun zamandır diyebilirim. Yazacağım yazacağım diyorum bir şekilde aklımdan çıkıyor, unutuyorum. Sonra çarşıya indiğimde tekrar dikkatimi çekiyor, yine yazacağım diye aklımın bir kıyısına not alıyorum. Demek ki çok kıyısına saklıyorum ki aklımdan çıkıp gidiyor. Nasip bugüneymiş.

Efendim konumuz, Eskişehir ve kırmızı ışıkta beklemeyen yayalar. Eskiden böyle bir adet yoktu. Hatta internette "Eskişehir`li olmak" tarzında mailler dolaşmıştı bir zamanlar. O mailde şöyle bir kelime vardı. "Eskişehir`li; yayalara yeşil ışık yanmadan, yol boş olsa da karşıdan karşıya geçmez." denirdi.
Malesef bu kural son zamanlarda yalan olmakta. Şimdi herkes karşıdan karşıya kafasına göre geçmekte, hatta öyle zaman oluyor ki, kırmızı ışıkta bekleyen arabalara yeşil yandığında bile aralarına dalıp karşıdan karşıya geçmeye çalışan tipler görmekteyim. Bu tipitiplerin bir çoğu da gençlerden oluşmakta. Özellikle üniversiteye yeni gelen gençler, bu yazılı olmayan kuralı bilmiyorlar sanırım ve birileri de öğretmiyor kanımca.
Bunda şehre gelen tramvayın da katkısı var bir bakıma. Çünkü tramvay geldikten sonra şehir içindeki taşıt trafiği yavaşladı, yavaşlayınca da insanlar aralardan geçerim hesabı yapmaya başladı. Tramvaydan önce yollar genişti ve trafik hızlı akıyordu. İstesen de yeşil yanmadan geçilemiyordu, geçmek istesen de %90 ezilme tehlikesi geçireceğin garantiydi. Hal böyle olunca herkes yeşil yanmasını bekliyordu. Yol boş olsa da, ulan köşeden bir araba fırt diye döner, hızlı gelir melir, ezer beni deyip döt korkusuyla yeşili seve seve beklerdi ! Şimdi nerdeeeeeee... Araba sürerken özlüyorum o zamanları.

Birgün birine patlatacağım kazayla ama ne zaman, inşallah böyle bir olay olmaz, benim de başım belaya girmez. Çünkü alışmışım, karşıda bana yeşil ışık yanıyorsa eğer, kimsenin yola zıplamayacağını, önüme fırlamayacağını düşünüp ona göre gidiyorum.

Umarım biran önce bu kötü alışkanlıktan vazgeçer Eskişehir halkı. Birileri ezilip büzülmeden, arabanın altında düzülmeden kırmızı ışıkta geçme alışkanlığı kalkar.

Bir de Eskişehir`lilerin otobüse binme (saldırma) olayı var ki akıllara ziyan. Onu da başka bir konu da anlatayım.
Hey gözünü sevdiğim çayı iyiki varsın, seni bulandan Allah razı olsun, hayatımıza girdiğine binlerce şükürler olsun.

Yalakalıkta sınır tanımıyorum :) ama gerçekten bildiğiniz çay delisiyim sanırım.
Sabah uyanırım kahvaltıyla beraber bir demlik çayı bitirir, öyle çıkarım evden.
Gerçi bunda çalışmamamın vermiş olduğu zaman bolluğu da etken, ama çalışırken de işyerinde bir demlik çayı mideye indirdiğimi belirtmek isterim sayın okur.
Akşam eve gelirim yemeği yer yemez çayı demletirim, bolcana demletir, ev ahalisi ikişer bardakta kösüldükten sonra, demliğin geri kalan kısmını bitirip, dibini görene kadar içerim. Bazen olur ki ev halkından birisi fazla kaçırdımı bardak sayısını, haşlama yaptığım da olmuyor değil. (tadı pek güzel olmuyor, mecburi değilse tavsiye olunmaz)

Çözemiyorum çaydaki bu lezzeti, insan`ın hergün yiyip içtiği ve tadından bıkmadığı nadir doğal olmayan yiyeceklerden/içeceklerden sanırım. (Doğal yiyecek/içecek nedir dersek; su, meyveler vs...) Yerine başka içecekleri koymayı da denedim malesef olmuyor; kahve, cappucino, kola, meyve suyu, limonata vs... hergün de içilmiyor ki kardeşim, hatta yazın sıcaklarında bile çay istiyor canım. Faydasını da duymuştum ama pek hatırlamıyorum. Sanırım vücut ısısını yükselttiği için terlemeyi mi azaltıyordu, yoksa terlediğimizde kaybettiğimiz sıvıyı mı kazanıyorduk neydi tam çıkaramadım. Terlemeyle alakalı birşey olduğunu hayal meyal hatırlıyorum.

Hani çay`ın kankisi sigara derler ya, bereket bende o yok, hatta çay içerken pek sigarayı da aramam diyebilirim.

Vardır bunda bir hikmet muhakkak, bakalım askerdeyken çay kırizine girecekmiyim, ya da bulamayıp unutacakmıyım.

Zaman sen nelere kadirsin...
Bu Photoshop dersimizde resimlerimizi yaşlandırma efektini anlatacağım. Dramatic Gritty effect olarak`da tabir ediliyor.  Nedir bu dramatic gritty dersek, resimlerniz için bronzlaştırma, eskitme, yaşlandırma diyebiliriz.
Final


RapidShare
Rapidshare`den dosya indirmek istediğimizde, indirme linkini vermeden önce bizi bir süre bekletmesine deli olmayan yoktur sanırım.

Heyecanlı, duygusal, telaşlı, uykusuz, düşünceli, plansız falan filan...

Beklenen zamanın yaklaşması ne kadar da stres yapıyormuş meğersem adamda. Uzun zamandıri belki de bu kadar yoğun olarak yaşamıyordum bu duyguyu.

12 sinde Askere gidiyorum ve önümde 1 hafta kaldı. Bazen düşünüyorum, ulan zaten ya ydek subay olarak gideceksin ya da kısa dönem fazla abartıyorsun Eser, aklını başına devşir filan diyorum, kendime bir güzel fırçayı çekiyorum, bir müddet toparlıyorum kafayı ama sonradan yine biraz karamsarlık, tekrar fırça filan yuvarlanıp gidiyorum.

Aslında askerlik filan zor gelmiyor, ızdırabın bini bir para hayat yaşadım diyebilirim, maddi manevi dertler sel gibi üstüme akıp durdu. Kimi zaman kapakları patlamış baraj gibi oldum, kimi zaman asırlık çınarlar gibi dimdik ayakta durdum. O yüzden askerlik inanın hiç zor gelmeyecek, ne kadar ağır şartlar da kalsam da bi rşekilde üstesinden geleceğimden eminim, bu güne kadar hep öyle olmadı mı Eser !

Bana zor gelen sevdiklerimden belirli bir süre ayrı kalacak olmam, aile hayatına çok alışığım, yalnızlığı hiç sevmem, ayrı ev muhabbetine hiç girmedim. Çünkü yapamam, kendi bulaşığımı kendim yıkayamam, elbiselerimi yıkamayla uğraşamam, gömleklerimi ütüleyemem, gömlek ütüleme derdi olmasın diye de tişört giymem, giyemem, tarzım değil :) Akşam eve geldiğimde sıcak yemeği önüme koyan annemin rollerini üstlenemem malesef.

En zoru da nişanlımdan ayrı kalmak. 4 senedir güzel bir birlikteliğimiz var, zaman zaman kavga da etsek, bu kavgaların ilişkinin tuzu biberi olduğunu biliriz. 4 Senedir o kadar hayatlarımız iç içeki şimdi sevdiğimden ayrı kalmak zor geliyor. İstediğim zaman göremeyecek olmak, istediğim an konuşamayacak olmak, sesine bile hasret kalacak olmak beni bu aralarduygusal yaptı sanırım.

Zaman yaklaştıkça ve özellikle son 1 haftamın kalmış olması beni telaşlandırmaya başladı iyice. Askerliğii yedek subay olarak yapmak istedim, sınav sonucu daha açıklanmadı, Nisan`ın 10 unda sınav açıklanacak, birliğimize 12 sinde teslim olacağız. Düşüncelerim sınav sonucunda kaldı, umarım yedek subay olarak yaparım askerliğimi, gerçekten çok istiyorum.
Bu günlerde az uyuyor, herşeyi plansızca aklıma estiği gibi yapıyorum ve her geçen gün daha da heyecanlanıyorum.

Herşey gönlümce olsun :)
LOGO2.0 part IImage by Ludwig Gatzke via Flickr
Başlık biraz tuhaf oldu sanırım. Eklentinin tam açıklaması, Wordpress için, Türkçe sosyal imleme sitelerine yazılarınızı imleme eklentisi diyebiliriz.

Eklentiyi ben yazmadım yoast.com`un sunmuş olduğu sociable eklentisine bazı Türkçe Sosyal imleme sitelerini ekledim. Neden böyle birşey yaptım konusuna gelirsek, yazılarımızı Türkçe yazıyoruz ama sosyal imleme eklentileriyle digg, del.icio.us, StumbleUpon, mixx, reddit, Linkedin vs... gibi yabancı sitelere eklenmesini bekliyoruz veya kendimiz ekliyoruz.
Loading

Hakkımda

Fotoğrafım
Hayalmeyal
Eskişehir, Turkey
... ondan sonra hayat oynamaya devam etti hepimizle... ...neyse, Ailen dışında kimse tarafından önemsenmediğini ne zaman fark ettin ? Yoksa hala fark etmedin mi ? Hedefler, hayaller, amaçlar hiç bitmeyecek değil mi ? Ne zaman bugününü yaşayacaksın? Ne zaman Güneşin ne kadar güzel doğduğunu göreceksin? Hiç fedakarlık yaptın mı uykundan, Güneşin doğuşunu görebilmek için. Sonra demiyormusun aslında ben fedakarım diye... Ya kendin için? Hepimiz ölmeyecekmiyiz sonunda... Bu hırs ne için? Daha iyi araba ? Daha iyi ev ? Hangisi nefsi doyurabilir. Daha iyisi olmayacak mı sanıyorsun! ...İnsan kendisi seçmiyormu yaşayacaklarını fark etmeden de olsa... ...her neyse, fazla düşünme, plan da yapma! Sadece yaşa...
Profilimin tamamını görüntüle