Ads Top

Aylak

Her zaman ki gibi, yine gece geç yatıp geç kalkmıştı. Sevmiyordu aslında geç kalkmayı, günün çoğunu uyuyarak geçirdiği zaman geri kalanında da hiçbirşey yapmak istemiyordu. Aylaklık çöktümü bir kere ne yaparsa yapsın atamıyordu üzerinden.

Böyle geç kalktığı zaman, askerlik günleri aklına geliyordu. Sabah karga bokuna yemeden kalkılıyordu, gün o kadar uzun oluyordu ki, sabah yaşadıkları sanki bir önceki gün yaşamış gibi geliyordu.

Bir süre yatağında öylece uzanıp tavanı seyretti. Boş gözlerle ve boş düşüncelerle... yavaş yavaş yatağından kalktı, önce banyoya girdi elini yüzünü yıkamak için, Lanet olsun! Sular kesilmiş. Yine unutmuştu akıllı sayacına su yükletmeyi. Belediyeye ve akıllı sayacı icat edene küfür etti. Mutfağa geçti, birşeyler atıştırmak için buzdolabını açtı ama birkaç zeytin, üstü kurumuş beyaz peynir ve küflenmeye durmuş domatesten başka hiçbirşey yoktu. Bir küfür de kendisine etti. O kadar aylak aylak dolaşmaya başlamıştı ki, markete gidip alış veriş yapmaya bile üşenir olmuştu.

En iyisi dışarıda birşeyler atıştırmak diye düşündü. Hem belki üzerindeki uyuşukluğu atar diye düşünü.. Üzerindeki kıyafetleri değiştirmeye başladı. Neyse ki giyebileceği temiz birşeyler vardı. Bu sefer küfür etmeden halledebildi işini. Telefonunu ve bilgisayarını yanına alıp attı kendini dışarıya.

Dışarısı oldukça nemliydi, birden nefes almakta zorlandığını hissetti, belki de miskinliğinin sebebi buydu, dışarısı çok sıcaktı! Toprak bir yoldan yürüyordu, her adımında yerden toz kalkıyordu, yolun her iki yanında da tek katlı evler vardı. Bu tozun toprağın içinde nasıl yaşıyorlar diye düşündü. Hiç mi rahatsız olmuyorlardı? İleride yaşlıca bir teyze yolu ıslatıyordu toz kalkmasın diye. Rica etti ve hortumdan akan sudan elini yüzünü bir güzel yıkadı. Su doldurmayı unuttuğu için kendisine de bir güzel küfretti! Suya dokunmak iyi gelmişti. Uzun süreden beri akan su iyice soğumuştu ve soğuk su bu sıcak ve nemli hava da uykusunun açılmasını sağlamıştı. Bunu hergün yapmalıyım diye düşündü. Yaşlı teyzeye teşekkür ederek yürümeye devam etti.

“İki poğça bir de çay istiyorum” dedi garsona. “Bir çay daha alabilirmiyim” sonra bir çay daha istedi. İyice kendisine getirmişti bu kahvaltı onu. Hesabı ödedikten sonra yazı yazabileceği serin yer aramaya başladı. Bir cafeye girse çok gürültülü olacağını biliyordu. En iyisi bir parka gidip, bir ağacının gölgesinde yazmalıyım diye düşündü.

On dakikadır yürüyüşten sonra nemli hava vücudundan yeterince ter boşalmasına neden olmuştu. Neyseki serinleyebileceği bir ağaç gölgesi bulabilmişti. Sırtını ağacın kalın gövdesine yasladı. Söğüt ağacının dalları yere kadar uzanmıştı. Böylelikle sıcak esen rüzgarı da ağacın dalları kesiyordu. Şöyle bir etrafına bakındı. Çocuklarını gezdiren anneler babalar görmüştü. Acaba kendisi ne zaman o adamların yerinde olacak diye düşündü. Sonra köpeklerini gezdiren insanlar gördü. Hayvanları çok seviyordu ama bu insanlara bir türlü anlam veremiyordu. O kadar sahipsiz sokak köpeği varken... Acaba bu insanlar hiç sokak köpeğinin karnını doyurdular mı diye düşündü. Yoksa yanlarındaki köpekler statü sembolümüydü. Taksitle alınan milyarlık telefonlar gibi birşeymiydi ki bunlar da?
  • Eser!
Diye bir ses duydu, şaşırdı etrafına bakındı, kimseyi göremedi.
  • Butaraftayım. (bu taraf ne taraf diye düşündü)
kafasını hafifçe sola doğru çevirdi ve arkasından bir bayanın yaklaştığını hissetti. Ayağa kalktı ve o anda göz göze geldiler. Birden içinde tarifsiz bir boşluk oluştu. Hiçbirşey söylemeden gözlerine baktı, yüzünde hafif bir gülümseme belirdi, saçlarına baktı, dalgalı saçları yoktu eskisi gibi, o da diğerleri gibi saçlarıyla oynamış diye düşündü. Hem rengi de farklıydı. Siyah saçlarını neden sarıya boyatır ki kızlar diye düşündü. Daha aptal gözükmek içinmi bütün bu çaba? Derin bir nefes aldı ve
  • Özlemişim seni...

2 yorum:

Blogger tarafından desteklenmektedir.