Ads Top

Selam verdi borçlu çıkardım

Henüz altı yaşındayım. Altı buçuk bile değilim, o derece altı yaşındayım. İlk okula tam da bu yaşta başladım. Ailem bu kötülüğü neden yaptı bana bilmiyorum ama eğer ki; okula erken başlatıp hayata erken başlamamı filan düşündülerse yanıldırlar, çünkü ben o bir seneyi daha sonradan erittim :)

Altı yaşındaydım değil mi. O zamanlar heryerde okul yok, seksenlerin ortasını yeni geçmişiz sonuna doğru daha çok yolumuz var. Ben okula otobüsle gidiyorum ama ne otobüs, bildiğin bir saate yakın otobüs yolculuğum var. Abimle beraber aynı okula gidiyoruz. O elimden tutuyor, el ele kol kola aynı otobüs yolculuğunu çekiyoruz. Eğer çocuğunuza zulüm etmek istiyorsanız kesinlikle bu yöntemi denemelisiniz. Uzaktaki okullara gönderin, gönderin ki yolda sersefil perişan olsun, olsun ki aklı başına gelsin, gelsin ki ders çalışsın, çalışsın ki adam olsun. Ne dersi! ne dersi! okula gitmek benim için o yaşlarda zulümden başka birşey değildi. Çocuk dediğin okula seve seve gitmeli, ama içinde bulunduğum durumda seve seve değil, s...s... o yolu çekiyordum.

O zamanlar otobüse parayla değil biletle biniyorduk. Toplu alımda daha da ucuuza geliyordu. Babam da sineği sıkıp yağını çıkartmaya çalışmış anlaşılan. Tabi bize bu biletlerin hepsini vermezdi anamız, babamız. Günde iki tane, bir gidiş bir geliş. Fazlası dursa sanki ne olacak. Çantamda bir tane yedek dursa sanki ne olacak! Acaba onu paraya çevirip harcarmıyım ki diye düşündüler. Bu şekilde düşündülerse hak veririm, çünkü; küçükken herşeyi paraya çevirme yeteneğim vardı. Ağaçtan topladığım erikleri poşet poşet satıp atari parası yaptığımı bilirim. Neyse asıl konum bu değil, herşeyi paraya çevirme yeteneğim apayrı bir yazı konusu, hatta yazıdan da öte tez konusu olabilir.

Hani biraz önce dedim ya yedek bir biletim olsa çantamda ne olacak? Bu lafı boşuna etmedim. Günlerden birgün, öğlen okuldan çıktım. Okulun sonlarına doğruydu, ben iyice gide gele yolların kaşarı olmuş, gözüm açılmış, gözlerim felfeciri çakmak çakmak okumaktaydı. İşte bu sebepten kendime güveniyor, artık okula gelip giderken abimin elinden tutmuyordum. Bırak elinden tutmayı okul çıkışı onu beklemiyordum bile. Biran önce koşa koşa otobüs durağına gidiyor. Kalabalık öğrenci topluluğu gelmeden otobüse binip biran önce eve gitmenin planlarını bile, kurgulayacak kadar çakallık mertebesine ulaşmıştım. Çünkü; o kalabalık öyle bir kalabalıktı ki, gelen otobüse binememe ihtimali bile vardı. Çünkü tek biz değildik uzaaak diyarlardan o okula gelen.

Az daha unutuyordum, yedek bilet diyordum ya, böyle başı boş, abisiz, elsiz, kalabalıksız ve yedek biletsiz olarak otobüs durağına ayaklarım kıçıma deye deye gelmiştim o gün, o kara gün, o lanetli gün. Elimi kara önlüğümün ön cebine attım ki otobüs biletim yok. Her zaman oraya koyardım, nerde lan bu bilet! O yaşta cüzdan ne gezer, zaten pantolonun cepleri gazoz kapağı, misket ve taş taşımaktan delinmiş durumda, en güvenli yer kara önlüğün cebiydi! Acaba mı diyerek bütün ceplerimi kontrol ettim ama yoktu işte biletim! Cepte zaten para yok! Ben de abimi beklemeye başladım. Onda ya bilet ya da para vardır diye düşündüm. Çünkü abim her zaman benden daha çakaldı. Ya evden bilet araklamıştır ya da abi olduğu için cebinde parası vardır diyordum kendi kendime. Avutuyordum belki de kendimi. Parası bileti olmasa ne olur abi o, bir yolunu bulur sonuçta. Bekleme süresi uzadıkça içimdeki korkuda artmaktaydı, kalabalığın içinde bir o yana bir buyana yürüyüp duruyordum, gözlerim abimi arıyordu, ama göremiyordum bir türlü. Adrenalim yükselmiş, zaten göremediğim abimi geçtim, insanların yüzlerini bile seçemez olmuştum. Tek hatırladığım bizim mahalleye giden otobüsün durağa yanaştığı, bir sürü insanın bindiği "acaba biletsiz binsem şöför amca beni dövermi" diye düşüncem ve otobüsün önümden hareket etmesinden kısa bir süre sonra abimi otobüsün içerisinde görmem. İşte o an anladım ki; ayvaları yediğim an, o andır. Altı yaşındasın, dünyayı tanımıyorsun, utangaç bir çocuksun ve cebinde ne paran var ne de otobüs biletin. Bakıyorum çevreme tanıdığım kimse de yok! Şimdi işim bitti!

Kendi içimde durum değerlendirmesi yaptıktan sonra, bir saatte otobüs gidiyorsa o yolu, ben yürüyerek 3-4 saatte varırım, akşam olmadan da eve varmış olurum diyerekten vurdum kendimi mecnun gibi yollara, yürü allah yürü, yürü allah yürü, yürü allah yürü, yürü allah yürü, bitmiyor, geçmiyor yol, yol geçmiyor ama zaman o biçim ilerlemekte. Saat kaçtı tam olarak hatırlamıyorum ama güneşin batmaya yakın olduğunu hatırlıyorum. Bunu da nerden hatırlıyorum, gök yüzü turuncuya dönmeye başlamıştı. Ben artık akşam eve varacağımdan iyice ümidi kesmiş, hatta hiç eve varamayacağımı düşünmeye başlamıştım. Bu düşünceler de felfecir okuyan gözlerimden yaşlar akıtmayı başarmıştı. O kadar çok ağladım ki gözlerimin şiştiğini şimdi bile hatırlıyorum. Üstelik daha yolun yarısına varamamıştım bile!

Bu şekilde hem ağlarım, hem yürürüm ama kimseye de eyvallah edip yol parası istemem diye giderken, bir tane çocuk durdu karşımda. Benden 4-5 yaş büyük bir çocuktu bu, adı Ender`di yanında da aynı yaşlarda arkadaşı vardı. Bana neden ağladığımı nereye gittiğimi vs... sorular sordu, ben de hem ağlayıp, hem cevap verdim ve hala yürümeye devam ediyordum. Çünkü yolum daha çok uzundu. Derdimi Ender ve arkadaşına anlattıktan sonra, arkadaşını eve yoladı ve para almasını söyledi. Ender`in arkadaşı koşa koşa gitti ve on dakika sonra geri geldi nefes nefese. Bana yol paramı getirmişti. O an o kadar mutlu olmuştum ki; kelimelerle anlatılmayan mutluluklar vardır ya, işte bu da o mutluluklardan birisiydi. Biraz daha konuştuktan sonra beni otobüs durağına kadar götürdüler, otobüs geldi ve otobüse bindirdiler. Ben yüzümde saatlerce ağlamanın hüznü ve içimde otobüse binmenin mutluluğuyla eve doğru otobüsle! yoluma devam ettim.

Evdekiler çok merak etmişler, zaten eve vardığımda annem beni aramak için yolara düşmüş, tabi yollara düşmeden önce neden kardeşine sahip çıkmıyorsun diye abimi bir güzel haşlamış. Olay babam kadar intigal etmiş, kriz ilan edilmiş vs... Bir kaç saat sonra annem beni bulamamanın verdiği telaşeyle eve gelmişti, evde beni görünce de rahatlamış, içi ferahlamıştı. Babama da bir şekilde eve vardığımın haberi ulaştırılmıştı. Kriz sona ermişti.

Sonra ne mi oldu. Bir kaç ay sonra Ender bizim mahalleye taşındı. Ben hemen tanıdım, o da beni tanıdı. Ondan aldığım parayı istemese de geri verdim. Annemle tanıştırdım, mahallenin çocuklarıyla tanıştırdım.
Bir konuşmamızda bana dedi ki; " O gün aslında biz yoldan geçen çocuklardan haraç kesiyorduk, senden de para alacaktık ama sen bizden para aldın ve bir bakıma sen bizden haraç kestin" dedi.

İşte böyle bir yaşanmış hikaye...

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.