Bazen olur ya kelimeler tükenir, söyleyeceklerin dilinin ucuna gelir de söyleyemezsin ya. Anlatamazsın ya düşüncelerini, yanlış anlamlar çıkarılmasından korkarsın ya, düzgün kelimeleri aklın bulamaz ya, dilin susar ya.
İşte öyle bir şey bu da. Bir şarkı gelir aklınıza, söyleyeceklerinize tercüman olur, kelimeleriniz olur, düşüncelerin olur, dilin olur, aklın olur, kalbin olur, olur da olur, o olur, bu olur, şu olur, olmaz denen olur.
İşte böyle şarkılar da yaranız olur, duymak istemezsiniz ama duyarsınız, söylemek istemezsiniz söylersiniz.
Böyle bir şarkı...
Sana dargınım kırgınım sana kızgınım
Haksızlık vefasızlık bu
Bu herşeyi inkar eden duygu
Ne acı yazık
Kadınım söyle sen mutlu oldun mu?
Bu deli adamı unuttun mu?
Sevdin mi gerçekten ah seviştin mi?
Söyle onları da öptün mü...
Hiç üzülmedin mi düşünmedin mi halimi?
Hiç mi sızlamadı için?
Bir tek iz bile yok mu bende?
Ne acı yazık!
Kadınım söyle sen mutlu oldun mu?
Bu deli adamı unuttun mu?
Sevdin mi gerçekten ah seviştin mi?
Söyle onları da öptün mü...
Etiketler:
eskişehirspor,
futbol
Eskişehirspor - Galatasaray
Yer: Eskişehir Atatürk Stadı
Saat: 22:00
Sezona puan olarak kötü başlamış iki takım buluşuyor yarın Eskişehirde.
İki maçında sıfır puan çekmiş ve avrupadan elenmiş moralsiz bir Galatasaray son dört maçta da yenemediği Eskişehirsporla karşılaşacak Pazar gecesi.
Moral olarak bitmiş futbolcular, kafası başka yerlerde gezen bir hoca ve yaralı kuş misali ne yapacağını bilmeden sadece çırpınan bir yönetim. Sanırım Galasarayın içerisinde bulunduğu durumu özetlemek gerekirse bu çerçevenin pek dışına çıkılacağını zannetmiyorum.
Eskişehirspor ise sezona Gençlerbirliği beraberliğiyle başladı. Yine Ankara takımlarına tutmayan şansımız bu maçta da tecelli etti. İyi oynadığımız maçta golü bulamadık ve bir puana trazı olduk. İkinci hafta Konya deplasmanında da iyi futbolumuzu gollere çeviremeyip üstüne üstlük bir defans bir de kaleci hatasından yediğimiz iki gole karşılık, Pele`nin füzesi puan almamıza yetmedi. 80 dakika tek kale oynadığımız maçta puansız dönmek gerçekten acı verici.

Süper lige çıktığımız 2008-2009 sezonundan itibaren son dört maçımızda 3 galibiyet 1 beraberlik aldığımız Galatasaray karşısında yarın da kazanacağımızı düşünüyorum Hele ki Galatasarayı bu şekilde yakalamışken mutlak 3 puanla sahadan ayrılmamız gerekiyor. Haydi Es Es`im sevindir bizi.
Yer: Eskişehir Atatürk Stadı
Saat: 22:00
Sezona puan olarak kötü başlamış iki takım buluşuyor yarın Eskişehirde.
İki maçında sıfır puan çekmiş ve avrupadan elenmiş moralsiz bir Galatasaray son dört maçta da yenemediği Eskişehirsporla karşılaşacak Pazar gecesi.
Moral olarak bitmiş futbolcular, kafası başka yerlerde gezen bir hoca ve yaralı kuş misali ne yapacağını bilmeden sadece çırpınan bir yönetim. Sanırım Galasarayın içerisinde bulunduğu durumu özetlemek gerekirse bu çerçevenin pek dışına çıkılacağını zannetmiyorum.
Eskişehirspor ise sezona Gençlerbirliği beraberliğiyle başladı. Yine Ankara takımlarına tutmayan şansımız bu maçta da tecelli etti. İyi oynadığımız maçta golü bulamadık ve bir puana trazı olduk. İkinci hafta Konya deplasmanında da iyi futbolumuzu gollere çeviremeyip üstüne üstlük bir defans bir de kaleci hatasından yediğimiz iki gole karşılık, Pele`nin füzesi puan almamıza yetmedi. 80 dakika tek kale oynadığımız maçta puansız dönmek gerçekten acı verici.

Süper lige çıktığımız 2008-2009 sezonundan itibaren son dört maçımızda 3 galibiyet 1 beraberlik aldığımız Galatasaray karşısında yarın da kazanacağımızı düşünüyorum Hele ki Galatasarayı bu şekilde yakalamışken mutlak 3 puanla sahadan ayrılmamız gerekiyor. Haydi Es Es`im sevindir bizi.
Etiketler:
mim
Denqesiz.com un sahibi Serdar mimlemişti beni uzun zaman önce. Ancak yazmaya fırsatım oldu.
Sormuş ahaliye en nefret ettiğiniz üç şey diye.
Aslında üç şeyle kısıtlanmak pek hoşuma gitmedi ama kural kuraldır :) O kadar çok nefret ettiğim şey var ki hangibirisini sayayım.
Ben de değişik kategorilerden birer örnek seçmeye karar verdim.
1- İlki iş hayatından olsun, sonuçta herkes çalışıyor ve iş yaşamı hayatımızın geri kalan kısmını da büyük oranda etkiliyor. İş hayatında üstüne vazife olmadığı halde her boka burnunu sokanlara ifrit olduğum kadar şu dünyada başka birşeye sinir olmadım, olmuyorum, olmam da! Bir sürü iş yerinde çalıştım ve ne yazık ki her iş yerinde bu tiplere rastlamanız mümkün. Üstelik değişik değişik tiplere bürünüp karşınıza çıkabilirler. Kimi zaman şişko ve beyaz saçlı, kimi zaman fizik olarak en pısırık gözükürler, kimi zaman sakin duran bir kadındır onlar, bazen çok konuşan gereksizlerdir. Ama yaptıkları ortak bir şey var ki, hepsi aynı fabrikasyon malı gibi davranırlar. Nerde onlardan alakasız bir iş olsa, onlar hemen orada bitiverirler ve sanki en iyi o bilirmiş gibi insanları yönlendirmeye çalışırlar. İlginçtir ki bu tipler çok prim yapar iş yerlerinde. Lafları dinlenir, sözleri kanun hükmünde kararname kadar etkilidir.
2- Dedikodu yapan ibnelere de acayip kılım. Bir de çaprak kur misali, çapraz dedikodu yapanlar vardır ki en tehlikelileri bunlardor. Senden alır bir arkadaşına laf taşır, sonra ondan laf alır bir başka ortak arkadaşınıza gider, son olarakta ondan laf alır ve size geri döner, Böylece kulaktan kulağa hesabı lafı üçüncü ağızdan dinşediğinizden asla işin aslını gerçek anlamda öğrenemezsiniz.
3- Son olarakta kararsız insanlara sözüm. Her adımında aklı gelen giden insanlar oldukları için asla tam olarak güvenemezsiniz. Gece yatarken farklı konuşur sabah uyandığın da farklı Bir şey söyler. Ertesi gün bir bakmışınız konu tamamen bam başka bir boyut almış. Kararsız insanlardan çektiğim kadar hiç kimseden çekmedim.
Bir mimin daha sonuna geldik. Ben de bu mimi her zamanki gibi Serdar`a paslıyorum. Vurursa gol olur...
Böylelikle iki Serdar`ın arasında kalmış oluyorum sanırım. O zaman bir dilek tutma hakkını kendime bağışlıyorum. Sübhaneke amin.
Sormuş ahaliye en nefret ettiğiniz üç şey diye.
Aslında üç şeyle kısıtlanmak pek hoşuma gitmedi ama kural kuraldır :) O kadar çok nefret ettiğim şey var ki hangibirisini sayayım.
Ben de değişik kategorilerden birer örnek seçmeye karar verdim.
1- İlki iş hayatından olsun, sonuçta herkes çalışıyor ve iş yaşamı hayatımızın geri kalan kısmını da büyük oranda etkiliyor. İş hayatında üstüne vazife olmadığı halde her boka burnunu sokanlara ifrit olduğum kadar şu dünyada başka birşeye sinir olmadım, olmuyorum, olmam da! Bir sürü iş yerinde çalıştım ve ne yazık ki her iş yerinde bu tiplere rastlamanız mümkün. Üstelik değişik değişik tiplere bürünüp karşınıza çıkabilirler. Kimi zaman şişko ve beyaz saçlı, kimi zaman fizik olarak en pısırık gözükürler, kimi zaman sakin duran bir kadındır onlar, bazen çok konuşan gereksizlerdir. Ama yaptıkları ortak bir şey var ki, hepsi aynı fabrikasyon malı gibi davranırlar. Nerde onlardan alakasız bir iş olsa, onlar hemen orada bitiverirler ve sanki en iyi o bilirmiş gibi insanları yönlendirmeye çalışırlar. İlginçtir ki bu tipler çok prim yapar iş yerlerinde. Lafları dinlenir, sözleri kanun hükmünde kararname kadar etkilidir.
2- Dedikodu yapan ibnelere de acayip kılım. Bir de çaprak kur misali, çapraz dedikodu yapanlar vardır ki en tehlikelileri bunlardor. Senden alır bir arkadaşına laf taşır, sonra ondan laf alır bir başka ortak arkadaşınıza gider, son olarakta ondan laf alır ve size geri döner, Böylece kulaktan kulağa hesabı lafı üçüncü ağızdan dinşediğinizden asla işin aslını gerçek anlamda öğrenemezsiniz.
3- Son olarakta kararsız insanlara sözüm. Her adımında aklı gelen giden insanlar oldukları için asla tam olarak güvenemezsiniz. Gece yatarken farklı konuşur sabah uyandığın da farklı Bir şey söyler. Ertesi gün bir bakmışınız konu tamamen bam başka bir boyut almış. Kararsız insanlardan çektiğim kadar hiç kimseden çekmedim.
Bir mimin daha sonuna geldik. Ben de bu mimi her zamanki gibi Serdar`a paslıyorum. Vurursa gol olur...
Böylelikle iki Serdar`ın arasında kalmış oluyorum sanırım. O zaman bir dilek tutma hakkını kendime bağışlıyorum. Sübhaneke amin.
Bilmem hatırlarmısın...
Bir gün bu şarkının sözlerinden bahsetmiştim sana. Sen nerden biliyorsun demiştin. Ben çok severim Umay Umay`ı ...
Bilmiyordun ki ben her zamanki gibi senden daha çok seviyordum.
Üvey zemheri gözler üvey
Yer gök dört duvarsa ağır ağır
Düşmedim daha
Ağır dar sokak vurgunları
Kaldırın düşenleri ağır ağır
Düşmedim daha
Ayaz vur vuracaksan
Hiç utanmadan
Ey talih sen de
Dön döneceksen
Gecen günün beni neden tanımadı
Elin kolun beni nasıl saramadı
O bendeki canı henüz yoramadı ooo ooo
Üvey zemheri gözler üvey
Yer gök dört duvarsa ağır ağır
Düşmedim daha
Ağır dar sokak vurgunları
Kaldırın düşenleri ağır ağır
Düşmedim daha
Çabuk sön yetim yıldız
Dal derinlere
Kıyamet sen de
Kop kopacaksan
Gecen günün beni neden tanımadı
Elin kolun beni nasıl saramadı
O bendeki canı henüz yoramadı ooo ooo
Bir gün bu şarkının sözlerinden bahsetmiştim sana. Sen nerden biliyorsun demiştin. Ben çok severim Umay Umay`ı ...
Bilmiyordun ki ben her zamanki gibi senden daha çok seviyordum.
Üvey zemheri gözler üvey
Yer gök dört duvarsa ağır ağır
Düşmedim daha
Ağır dar sokak vurgunları
Kaldırın düşenleri ağır ağır
Düşmedim daha
Ayaz vur vuracaksan
Hiç utanmadan
Ey talih sen de
Dön döneceksen
Gecen günün beni neden tanımadı
Elin kolun beni nasıl saramadı
O bendeki canı henüz yoramadı ooo ooo
Üvey zemheri gözler üvey
Yer gök dört duvarsa ağır ağır
Düşmedim daha
Ağır dar sokak vurgunları
Kaldırın düşenleri ağır ağır
Düşmedim daha
Çabuk sön yetim yıldız
Dal derinlere
Kıyamet sen de
Kop kopacaksan
Gecen günün beni neden tanımadı
Elin kolun beni nasıl saramadı
O bendeki canı henüz yoramadı ooo ooo
Etiketler:
kişisel
İnsanlar genelde uzun boylu olmak isterler ya da sevgililerinin uzun boylu olmasını isterler filan.
Ben şimdi anlatayımda gelin siz de görün ne eziyetler çektiğimizi.
Eğer uzun boyluysanız, şehirler arası yolculuk esnasında, o lanet olası otobüs koltuklarına sığamazsınız. Muhakkak dizleriniz öndeki koltuğa yapışır ve bir müddet sonra acımaya başlar. Heleki uyumak isterseniz vay halinize, koltuğu da yatırsanız, götünüzü kaydırsanız da nafile bir türlü sığamazsınız ve otobüs yolculuğu size eziyete dönüşür.
Şehirler arası yolculuğu geçtim, şehiriçi yolculuğa dönelim. Kafadan minibüs kullanmayı unutun, zira o minibüse bindiğinizde götünüzü koyacak bir koltuk bulamazsanız vay halinize, vay ki ne vay. Oldu ki oturamadınız ayakta kaldınız, artık iki büklüm yolculuğa devam edeceksiniz demektir. Dua edin ki minibüs fazla kalabalık olmasın ve ineceğiniz yer yakın olsun.
Eğer uzun boyluysanız yolda yürürken binalardan, ağaç dallarından ondan bundan korunmak zorundasınız. Özellikle banka ATMlerinin yanından geçerken çok dikkat etmelisiniz. Tam banka ATM sinin üstünde bulunan çıkıntı şeklindeki çakma çatının sivri köşesi heran beyninize girip sizi öldürebilir. Aynı şekilde kaldırımda yürürken ağaç dalalrı gözünüze girip sizi kör edebilir.
Eğer uzun boyluysanız ve araba almayı düşünüyorsanız çok seçici olmalısınız. Öyle her arabaya sığamasınız, sığsanız bile rahat etmeniz de önemli. Unu, Palio, Polo, Punto, Clio HB, Hyundai Getz, Honda Jazz, Mini Cooper vs.. türevlerindeki arabaları kafadan silin. Eeee araba büyüyünce de fiyat artıyor! Böyle de bir yaman çelişki. Ondan sonra da bana niye Şahin`e biniyorsun diyorlar. Lan ibneler kaç milyar para verdim ben ona, aynı paraya sığacağım araba bulun da ona binelim. Hele bir de arabası olmayan ibneler konuşuyor ya bu konuyu. Pezevenk götüne don al önce sonra benim arabamı eleştir. Bu araba konusunda çok hassasım, olaki beni tanıyorsanız veya tanışırsanız sakın araba konusunda eleştiri yapmayın çirkin yüzümü gösteririrm yoksa size.
Gelelim en can alıcı konuya. Eğer ki uzun boyluysanız kız arkadaş bulma şansınız kafadann diğerlerine göre %50 den daha azdır. Çünkü, Türk kızları zaten kısa boylu, hobit misali mini mini kızlar var heryerde. Siz de uzun boyluysanız nokta ve virgül gibi olacağınızdan kısa boyluların üzerini direk çizmelisiniz zaten. Uzun boylu kızlar da her zaman daha ilgi çekici olduğu için bir çoğunun sevgilisi vardır. Geriye az bir kısım kalıyor ki bunlardan da güzel olanları seçeceğimizi düşünürsek vay halimize. Normal boyda bir erkeğin kız arkadaş potansiyeli 100 kişiden 70 kişiyse, sizin 100 kişiden 3-5 kişidir. Böyle de boktan bir durum. Ama soracak olursan kızlara hemen hemen hepsi uzun boylu bir sevgili ister. Sizi isteyin de biz sizi istermiyiz bir düşünün bakalım.
Son olarak, uzun boyluysanız sakın kilo almayın, her zaman yediğinize içtiğinize dikkat etmek zorundasınız, eğer fit bir vücudunuz yoksa, ayı yavrusuna dönüşebilirsiniz.
Böyle birşey işte uzun boylu olmak.
Etiketler:
futbol
Futbol her zaman şiddet, küfür vs... değildir. Futbol 22 kişinin 1 topun peşinden koşmak değildir. Futbol eğlencedir. Önemli olan bunu eğlenceye dönüştürmek.
En sevdiğim oyunculardan birisi olan Ruud van Nistelrooy bakın bunu nasıl gerçekleştiriyor.
En sevdiğim oyunculardan birisi olan Ruud van Nistelrooy bakın bunu nasıl gerçekleştiriyor.
Etiketler:
hayal,
Seyir Defteri
Her zaman ki gibi, yine gece geç yatıp geç kalkmıştı. Sevmiyordu aslında geç kalkmayı, günün çoğunu uyuyarak geçirdiği zaman geri kalanında da hiçbirşey yapmak istemiyordu. Aylaklık çöktümü bir kere ne yaparsa yapsın atamıyordu üzerinden.
Böyle geç kalktığı zaman, askerlik günleri aklına geliyordu. Sabah karga bokuna yemeden kalkılıyordu, gün o kadar uzun oluyordu ki, sabah yaşadıkları sanki bir önceki gün yaşamış gibi geliyordu.
Bir süre yatağında öylece uzanıp tavanı seyretti. Boş gözlerle ve boş düşüncelerle... yavaş yavaş yatağından kalktı, önce banyoya girdi elini yüzünü yıkamak için, Lanet olsun! Sular kesilmiş. Yine unutmuştu akıllı sayacına su yükletmeyi. Belediyeye ve akıllı sayacı icat edene küfür etti. Mutfağa geçti, birşeyler atıştırmak için buzdolabını açtı ama birkaç zeytin, üstü kurumuş beyaz peynir ve küflenmeye durmuş domatesten başka hiçbirşey yoktu. Bir küfür de kendisine etti. O kadar aylak aylak dolaşmaya başlamıştı ki, markete gidip alış veriş yapmaya bile üşenir olmuştu.
En iyisi dışarıda birşeyler atıştırmak diye düşündü. Hem belki üzerindeki uyuşukluğu atar diye düşünü.. Üzerindeki kıyafetleri değiştirmeye başladı. Neyse ki giyebileceği temiz birşeyler vardı. Bu sefer küfür etmeden halledebildi işini. Telefonunu ve bilgisayarını yanına alıp attı kendini dışarıya.
Dışarısı oldukça nemliydi, birden nefes almakta zorlandığını hissetti, belki de miskinliğinin sebebi buydu, dışarısı çok sıcaktı! Toprak bir yoldan yürüyordu, her adımında yerden toz kalkıyordu, yolun her iki yanında da tek katlı evler vardı. Bu tozun toprağın içinde nasıl yaşıyorlar diye düşündü. Hiç mi rahatsız olmuyorlardı? İleride yaşlıca bir teyze yolu ıslatıyordu toz kalkmasın diye. Rica etti ve hortumdan akan sudan elini yüzünü bir güzel yıkadı. Su doldurmayı unuttuğu için kendisine de bir güzel küfretti! Suya dokunmak iyi gelmişti. Uzun süreden beri akan su iyice soğumuştu ve soğuk su bu sıcak ve nemli hava da uykusunun açılmasını sağlamıştı. Bunu hergün yapmalıyım diye düşündü. Yaşlı teyzeye teşekkür ederek yürümeye devam etti.
“İki poğça bir de çay istiyorum” dedi garsona. “Bir çay daha alabilirmiyim” sonra bir çay daha istedi. İyice kendisine getirmişti bu kahvaltı onu. Hesabı ödedikten sonra yazı yazabileceği serin yer aramaya başladı. Bir cafeye girse çok gürültülü olacağını biliyordu. En iyisi bir parka gidip, bir ağacının gölgesinde yazmalıyım diye düşündü.
On dakikadır yürüyüşten sonra nemli hava vücudundan yeterince ter boşalmasına neden olmuştu. Neyseki serinleyebileceği bir ağaç gölgesi bulabilmişti. Sırtını ağacın kalın gövdesine yasladı. Söğüt ağacının dalları yere kadar uzanmıştı. Böylelikle sıcak esen rüzgarı da ağacın dalları kesiyordu. Şöyle bir etrafına bakındı. Çocuklarını gezdiren anneler babalar görmüştü. Acaba kendisi ne zaman o adamların yerinde olacak diye düşündü. Sonra köpeklerini gezdiren insanlar gördü. Hayvanları çok seviyordu ama bu insanlara bir türlü anlam veremiyordu. O kadar sahipsiz sokak köpeği varken... Acaba bu insanlar hiç sokak köpeğinin karnını doyurdular mı diye düşündü. Yoksa yanlarındaki köpekler statü sembolümüydü. Taksitle alınan milyarlık telefonlar gibi birşeymiydi ki bunlar da?
- Eser!
Diye bir ses duydu, şaşırdı etrafına bakındı, kimseyi göremedi.
- Butaraftayım. (bu taraf ne taraf diye düşündü)
kafasını hafifçe sola doğru çevirdi ve arkasından bir bayanın yaklaştığını hissetti. Ayağa kalktı ve o anda göz göze geldiler. Birden içinde tarifsiz bir boşluk oluştu. Hiçbirşey söylemeden gözlerine baktı, yüzünde hafif bir gülümseme belirdi, saçlarına baktı, dalgalı saçları yoktu eskisi gibi, o da diğerleri gibi saçlarıyla oynamış diye düşündü. Hem rengi de farklıydı. Siyah saçlarını neden sarıya boyatır ki kızlar diye düşündü. Daha aptal gözükmek içinmi bütün bu çaba? Derin bir nefes aldı ve
- Özlemişim seni...
Etiketler:
kişisel,
Seyir Defteri
Hiçbir zaman çok param olmadı.
Hiçbir zaman çok başarılı bir öğrencilik hayatım olmadı.
Hiçbir zaman çok iyi futbol oynayamadım.
Hiçbir zaman çok iyi arabam olmadı.
Hiçbir zaman çok iyi bir tatil yapamadım.
Mutsuzmuyum, hayır.
Çünkü:
Her zaman çok iyi dostluklarım oldu.
Her zaman bir arabam oldu.
Her zaman iyi bir futbolcu olarak bilindim.
Her zaman cebimde param oldu.
Her zaman tatil yapabildim.
ve
Beni her zaman seven ve benim yanımda olan bir ailem var. Dertleşebileceğim, yardım isteyeceğim dostlarım var.
Evet çok çapkın değildim kendimi bildim bileli, bir sürü kızla gezip tozmadım belki ama; bir ömür boyu hatırasını yaşatabileceğim, anılarıyla mutlu olabileceğim kadar çok sevildim ve daha çok sevdim. Sonu mutlu bitmemiş olsa da, yarım kalmış da olsa, bir daha o kadar çok sevilemeyeceğimi ve sevemeyeceğimi bilsem de, bu duyguyu en güzel ve en derin olarak yaşadım.
Çok güzel ve zevkle çalıştığım bir işim var. Sabah uyandığımda nalet gelsin yine mi iş diye yatağımdan kalkmıyorum.
Birçok kez sevdiğim insanları ellerimle toprağa verdim ve birçok kez ölümün kıyısandan teğet geçtim. Öğrendim ki; hayatın ne olursa olsun, ne kadar acı verirse versin, ne kadar zor olursa olsun, acının da, kederin de ve hayatın kendisinin de yaşamaya değer olduğunu öğrendim.
ve tüm bunları bilerek veya bilmeyerek yaşatanlara selam olsun.
you know how much I loved you.
and I love you still.
if this is what you want, so be it.
I'm letting you go.
-Gidelim buralardan.
-Ne zaman
-Şimdi, bugün, yarın ama biran önce.
-Ya ailem?
-Ya ben?
-Bakarız...
-Gidelim işte, nereye olursa olsun gidelim, nasıl olursa olsun gidelim, kim ne derse desin gidelim, tatile gidelim, şehir değiştirelim, uzaklaşalım buralardan.
Birbirimize kalalım, sadece sen ve ben olalım, gece beraber yatalım, sabah beraber kalkalım, kollarımda uyu, nefesini duyayım sen kollarımda uyurken, uyandığımda ilk seni göreyim, uyandığında ilk beni gör. Güneşi beraber batıralım, sonra o güneşi beraber doğuralım.
Ellerimle kahvaltı hazılayayım sana, yatağımıza getireyim, usulca koklayayım seni uyandırmadan önce, nefes almama sebep nefesini dinleyeyim, öpeyim dudaklarından, nefesini benden al, benim ciğerlerimden güne merhaba de.
Beraber doyuralım karnımızı, beraber acıkalım, aşk`a acıkalım, aşk`a doyalım. Ellerimize doyalım, tenlerimize doyalım. Sonra yine acıkalım, elimize, tenimize, nefesimize...
Yürüyelim el ele tutuşarak en masum halimizle, yürüyelim umutlarımıza, yarınlarımıza, yürüyelim aşkımıza, gidelim yeter ki, lütfen gidelim, bir kere de dinle beni, bir kere de itiraz etme, bir kere de bahaneler bulma, son kez dinle beni, son isteğim bu senden, beraber gidelim yeter ki.
Gitmezsek bitecek! Gitmezsek bitecek! Gitmezsek bitecek!
... diyordum sana gidelim derken...
Sen gideli sevgilim, bahçemde güller açmıyor
Geceler bitmek bilmiyor, geceler buz gibi, sabah olmuyor
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
Şimdi ben sensiz neylerim söyle
Son birkez görebilsem seni, tutsam dokunsam ellerine
Yokluğun dayanılmaz oldu, hasret kaldım gül yüzüne
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
Şimdi ben sensiz neylerim söyle
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
Al beni götür gittiğin yere
İstersen vur yerden yerlere
Ne olur, al beni götür gittiğin yere
Yeter ki yeter ki terketme
Bekledim seni gecelerce yaralı ceylan misali
Ardından düştüm çöllere Leyla'ya koşan Mecnun misali
Şimdi ben sensiz neylerim söyle
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
AL beni götür gittiğin yere
İstersen vur yerden yerlere
Ne olur al beni götür gittiğin yere
Yeter ki yeter ki terketme
and I love you still.
if this is what you want, so be it.
I'm letting you go.
-Gidelim buralardan.
-Ne zaman
-Şimdi, bugün, yarın ama biran önce.
-Ya ailem?
-Ya ben?
-Bakarız...
-Gidelim işte, nereye olursa olsun gidelim, nasıl olursa olsun gidelim, kim ne derse desin gidelim, tatile gidelim, şehir değiştirelim, uzaklaşalım buralardan.
Birbirimize kalalım, sadece sen ve ben olalım, gece beraber yatalım, sabah beraber kalkalım, kollarımda uyu, nefesini duyayım sen kollarımda uyurken, uyandığımda ilk seni göreyim, uyandığında ilk beni gör. Güneşi beraber batıralım, sonra o güneşi beraber doğuralım.
Ellerimle kahvaltı hazılayayım sana, yatağımıza getireyim, usulca koklayayım seni uyandırmadan önce, nefes almama sebep nefesini dinleyeyim, öpeyim dudaklarından, nefesini benden al, benim ciğerlerimden güne merhaba de.
Beraber doyuralım karnımızı, beraber acıkalım, aşk`a acıkalım, aşk`a doyalım. Ellerimize doyalım, tenlerimize doyalım. Sonra yine acıkalım, elimize, tenimize, nefesimize...
Yürüyelim el ele tutuşarak en masum halimizle, yürüyelim umutlarımıza, yarınlarımıza, yürüyelim aşkımıza, gidelim yeter ki, lütfen gidelim, bir kere de dinle beni, bir kere de itiraz etme, bir kere de bahaneler bulma, son kez dinle beni, son isteğim bu senden, beraber gidelim yeter ki.
Gitmezsek bitecek! Gitmezsek bitecek! Gitmezsek bitecek!
... diyordum sana gidelim derken...
Sen gideli sevgilim, bahçemde güller açmıyor
Geceler bitmek bilmiyor, geceler buz gibi, sabah olmuyor
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
Şimdi ben sensiz neylerim söyle
Son birkez görebilsem seni, tutsam dokunsam ellerine
Yokluğun dayanılmaz oldu, hasret kaldım gül yüzüne
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
Şimdi ben sensiz neylerim söyle
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
Al beni götür gittiğin yere
İstersen vur yerden yerlere
Ne olur, al beni götür gittiğin yere
Yeter ki yeter ki terketme
Bekledim seni gecelerce yaralı ceylan misali
Ardından düştüm çöllere Leyla'ya koşan Mecnun misali
Şimdi ben sensiz neylerim söyle
Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle
AL beni götür gittiğin yere
İstersen vur yerden yerlere
Ne olur al beni götür gittiğin yere
Yeter ki yeter ki terketme
Etiketler:
17 ağustos,
deprem
17.08.1999 Saat: 03:02 Süre: 47sn
Bir ses düşünün; daha önceden hiç duymadığınız, bir sarsıntı düşünün; daha önceden hiç hissetmediğiniz. Çığlıklar düşünün, demir sesleri, beton sesleri, kırılan cam sesleri, bağıran babalar, bağıran anneler, bağıran çocuklar. ANNEEE! BABAAA! Bir uğultu düşünün kulaklarınızı sağır edecek, bir görüntü düşünün herşey bulanık, herşey karışık, herşey sallanıyor, yatağınız sallanıyor, çerçeveler sallanıyor, dolaplar sallanıyor, duvarınız sallanıyor, eviniz sallanıyor. Dünyanız sallanıyor!
47sn sayın şimdi içinizden, saatinize bakın, saniyelerin geçişini seyredin, sonra 47sn koşun nefes nefese kalana kadar, 47sn bağırın avazınız çıktığı kadar sonra 47sn uçurum kenarında durun, heran düşeceğinizi hissederek. Ölümle yaşam çizgisini düşünün o uçurumun kenarında, bir adım ilerisi ölüm!
Çocukluğunuzu düşünün, annenizin sizi şefkatle sevdiği günler gelsin gözünüzün önüne, biryeriniz acıdığında, bir yeriniz kanadığında nasıl sizin için kendini paraladığını düşünün, sizi sizden daha çok düşündüğünü... Okul yıllarınız gelsin gözünüzün önüne, ilk okumaya başladığınız an, ilk yazmaya başladığınız an, ilk çocukluk aşkınız, ilk golünüz, ilk ip atlayışınız, ilk sınavınız, ilk başarınız, gençliğiniz gelsin aklınıza ilk heyecanlarınız, ilk sevgiliniz, orta okul, unutulmaz lise yıllarınız gelsin aklınıza. Hayatınızı film şeridi yapın ve gözlerinizin önünden geçirin.
Mahallenize bir bakın, etrafınızdaki yüksek binalara iyice bakın, içlerinde yaşayan komşularınızı, sevdiklerinizi düşünün, hepsinin yıkıldığını görün. İçlerinden çığlık seslerinin gelerek gözünüzün önünde hepsinin yıkıldığını düşünün!
Evinizi düşünün, binanızı düşünün o soğuk taş duvarları. Üzerinize yıkıldığını hayal edebiliyormusunuz. Siz soğuk tuğlaların içerisindesiniz, kımıldayamıyorsunuz. Bir ses geliyor yukarılardan bir yerlerden. SESİMİ DUYAN VARMIIIII !... Evet duyuyorsunuz, evet duyuyorsunuz, evet duyuyorsunuz! Ama sesinizi çıkaramadığınızı düşünün, hani karabasan gelir ya yattığımız yatağımızda, üzerimize çöker, sesinizi çıkaramazsınız, kımıldayamazsınız. Ona şükredebileceğinize inanırmısınız?
Kiremit tozu gördünüzmü siz hiç ? Kıp kırmızı, nefesi tıkayan, her nefes aldığınızda ciğerlerinize bıçak saplandığını, her nefes aldığınızda içinizin acıdığını, ekşi, acı, lanet! 3 Saat boyunca kiremit tozu soluduğunuzu düşünün. 3 saat boyunca 1 metre önünüzü göremediğinizi, herkesin feryat figan bağırdığını, insanların nereye gittiğini bilmeden çaresizce, umarsızca sağa sola koşuşturduğunu düşünün yarı çıplak.
Şimdi bunların hepsini bir arada düşünebilirmisiniz. Gözlerinizi kapatın, hayal gücünüzün sınırlarını zorlayın. Hissedebilirmisiniz layıkıyla?
Olmuyor değil mi? Hepsini bir arada düşünemiyorsunuz, hissedemiyorsunuz, olmuyor.
Bunları yaşayan birisi olarak, ben unutmadım, unutamam, unutmayacağımda. Siz de unutmayın...
Yarım kalan hikayelere...
Aslında birçok hikayenin sonu olmaz. Genel kanı itibariyle sonu gelmiş gibi gözükse de yaşayana sormak lazım deriz ya, ya da yaşamadan bilemezsin, ya da kelimelerle anlatamam yaşayan bilir deriz ya işte öyle hikayelere selam olsun.
Her aklımıza geldiğinde içimizde oluşan o yarım kalmışlık, o yetimlik, o öksüzlük duygusu yüreğimizin tam ortasına çöreklenir bu hikayelerde ve öyle bir çöreklenir ki; üzerinden günler, aylar, yıllar geçtikçe daha da ağır gelmeye başlar. Zaman geçtikçe geri dönüşü daha da imkansız hale gelir ve bu imkansızlık sizi yiyip bitirir.
Aslında biliyorsunuz ki, hikayenin devamı sislidir, pusludur, bulanıktır. Devamını göremezsiniz hiçbir zaman, ama bilirsiniz ki hikayenin devamı kötüdür. Hiçbir zaman mutlu son gelmeyecektir bu hikayede. İşte o noktada sizin için bu hikaye bitmiştir. Ama o yarım kalmışlık duygusu çıkmaz aklınızdan, yüreğinizden. Atamazsınız içinizden.
İşte böyle bir hikaye benimkisi. Anlatamadığım, anlayamadığım, sonunu hiçbir zaman getiremeyeceğim.
Yarım kalan hikayem benim...
Söz vermiştin bana
Yanıbaşımda yaşlanmaya
Söz vermiştik bu dünyaya
Ne olursak olsaydık
Kaç yıl geçti bak hala
Son bakışın miras bana
Saklı duruyor ne fayda
Bıraksaydın solsaydık
Hangi bahane avutur bilmem
Hangi günahın bedeli bu
Kandırmıyor ne gündüzüm ne gecem/2
Böyle intikam olmaz
Çok mu fazla bu sitem
Ağır değil mi bu ceza
Söyle kim çok gördü seni bana
Böyle yalnız kalınmaz
Paylaşılmıyor hüzün
Paylaşamam yolu yok bunun
Anlatamam sözü yok bunun
Çekilecek başa geldikçe dertler
Bir zaman bir yerde
Buluşuruz yolu yok bunun
Kavuşuruz yolu yok bunun
Görülecek günü geldikçe
Aslında birçok hikayenin sonu olmaz. Genel kanı itibariyle sonu gelmiş gibi gözükse de yaşayana sormak lazım deriz ya, ya da yaşamadan bilemezsin, ya da kelimelerle anlatamam yaşayan bilir deriz ya işte öyle hikayelere selam olsun.
Her aklımıza geldiğinde içimizde oluşan o yarım kalmışlık, o yetimlik, o öksüzlük duygusu yüreğimizin tam ortasına çöreklenir bu hikayelerde ve öyle bir çöreklenir ki; üzerinden günler, aylar, yıllar geçtikçe daha da ağır gelmeye başlar. Zaman geçtikçe geri dönüşü daha da imkansız hale gelir ve bu imkansızlık sizi yiyip bitirir.
Aslında biliyorsunuz ki, hikayenin devamı sislidir, pusludur, bulanıktır. Devamını göremezsiniz hiçbir zaman, ama bilirsiniz ki hikayenin devamı kötüdür. Hiçbir zaman mutlu son gelmeyecektir bu hikayede. İşte o noktada sizin için bu hikaye bitmiştir. Ama o yarım kalmışlık duygusu çıkmaz aklınızdan, yüreğinizden. Atamazsınız içinizden.
İşte böyle bir hikaye benimkisi. Anlatamadığım, anlayamadığım, sonunu hiçbir zaman getiremeyeceğim.
Yarım kalan hikayem benim...
Söz vermiştin bana
Yanıbaşımda yaşlanmaya
Söz vermiştik bu dünyaya
Ne olursak olsaydık
Kaç yıl geçti bak hala
Son bakışın miras bana
Saklı duruyor ne fayda
Bıraksaydın solsaydık
Hangi bahane avutur bilmem
Hangi günahın bedeli bu
Kandırmıyor ne gündüzüm ne gecem/2
Böyle intikam olmaz
Çok mu fazla bu sitem
Ağır değil mi bu ceza
Söyle kim çok gördü seni bana
Böyle yalnız kalınmaz
Paylaşılmıyor hüzün
Paylaşamam yolu yok bunun
Anlatamam sözü yok bunun
Çekilecek başa geldikçe dertler
Bir zaman bir yerde
Buluşuruz yolu yok bunun
Kavuşuruz yolu yok bunun
Görülecek günü geldikçe
Gece gece nerden geldi aklıma ama acayip canım istedi. Eşşeğin aklına düştü bir kere karpuz kapuğu. Eşşek ben oluyorum, karpuzu da leblebi tozuna çevirdim sihirli tozumla.
Sanırım oruç tutuyor olmamdan sebep düştü aklıma. Gün içerisinde türlü türlü yiyecekler çekiyor canım, kendime şaşar, şaşmak ne kelime hayretler içerisinde bakar oldum. Lakin gel gör ki akşam ezanı okunup iftar yapıldığında yediğim bir kedinin yediğinden daha az sanırım.
Neyse bu leblebi tozu varya bu, 80`lerin çocuklarında büyük etki bırakmış, kitleleri ayağa kaldırmış, yusuf yusuf `un isim babasıdır.
O dönemlerde kimse zengin değildi ya da zengin olsa bile çocuğun her istediği yapılmaz hesabı, kısıtlı harçlıklarla yaşamlarını idame ettirmeye çalışan çocuklardık biz. Aldığımız üç beş kuruş ya piknik pisküviye yeterdi, ya futbolcuların olduğu kartlı sakızlara ya da nam-ı diyar leblebi tozuna yetiyordu. Zaten her zaman bulamadığımız için de ilk tercihimiz leblebi tozu olurdu. O zamanlar Arz Talep hak getire, bakkal amcanın ne zaman canı isterse o zaman leblebi tozu getirirdi.
Leblebi tozunu yeme sanatı:
İlk yeme çeşidimiz plastik bir pipetle; pipeti leblebi tozunun daldırıyoruz ve derin bir nefes çekiyoruz pipetten. Artık ciğerlere mi gider, mideye mi gider orası belli olmuyordu, gözümden yaş geldiğini çok iyi hatırlıyorum :)
İkinci yeme çeşidi, poşeti olduğu gibi kafamıza dikmek, ağzımıza dolan leblebi tozu bütün ağız fonksiyonlarımızı bitirdiği için ne konuşmak ne de nefes almak mümkün değildi. Ama ısrarla arkadaşlarla beraber yusuf yusuf diye birbirimize pöykürmeye çalışır birbirimizin yüzünü gözünü leblebi tozuna bulardık.
Şimdi bulmak imkansız sanırım, hiç görmedim bakkallarda, bulsam heralde bir koli alırım. Leblebi alıp toza çevirince de aynı tadı vermiyor, ya da aldığımız tatlar ve bu tatlardan aldığımız hazlar değişti.
fon/DIP:
Bir de bizim mahallemizde tefeci deli abimiz Deli Şener vardı. Bunun babası yurt dışında çalışırken vefat etmiş, babasından kendisine kalan maaş sayesinde mahallenin eşrafına borç para verir ve faiziyle geri alırdı. Başka bir işte çalışmaz bu işten geçimini sağlardı. Geçim sağlamak ne kelime bildiğin mahallenin Banker Bilosuydu. O kadar çok para kazanırdı ki, bize tomar tomar parasını gösterip karşımızda sayardı, biz de o biçim fesatlanır, deliliyle dalga geçerdik. Bu Banker Bilo Deli Şener bile leblebi tozu yerdi, şerefsiz!
Sanırım oruç tutuyor olmamdan sebep düştü aklıma. Gün içerisinde türlü türlü yiyecekler çekiyor canım, kendime şaşar, şaşmak ne kelime hayretler içerisinde bakar oldum. Lakin gel gör ki akşam ezanı okunup iftar yapıldığında yediğim bir kedinin yediğinden daha az sanırım.
Neyse bu leblebi tozu varya bu, 80`lerin çocuklarında büyük etki bırakmış, kitleleri ayağa kaldırmış, yusuf yusuf `un isim babasıdır.
O dönemlerde kimse zengin değildi ya da zengin olsa bile çocuğun her istediği yapılmaz hesabı, kısıtlı harçlıklarla yaşamlarını idame ettirmeye çalışan çocuklardık biz. Aldığımız üç beş kuruş ya piknik pisküviye yeterdi, ya futbolcuların olduğu kartlı sakızlara ya da nam-ı diyar leblebi tozuna yetiyordu. Zaten her zaman bulamadığımız için de ilk tercihimiz leblebi tozu olurdu. O zamanlar Arz Talep hak getire, bakkal amcanın ne zaman canı isterse o zaman leblebi tozu getirirdi.
Leblebi tozunu yeme sanatı:
İlk yeme çeşidimiz plastik bir pipetle; pipeti leblebi tozunun daldırıyoruz ve derin bir nefes çekiyoruz pipetten. Artık ciğerlere mi gider, mideye mi gider orası belli olmuyordu, gözümden yaş geldiğini çok iyi hatırlıyorum :)
İkinci yeme çeşidi, poşeti olduğu gibi kafamıza dikmek, ağzımıza dolan leblebi tozu bütün ağız fonksiyonlarımızı bitirdiği için ne konuşmak ne de nefes almak mümkün değildi. Ama ısrarla arkadaşlarla beraber yusuf yusuf diye birbirimize pöykürmeye çalışır birbirimizin yüzünü gözünü leblebi tozuna bulardık.
Şimdi bulmak imkansız sanırım, hiç görmedim bakkallarda, bulsam heralde bir koli alırım. Leblebi alıp toza çevirince de aynı tadı vermiyor, ya da aldığımız tatlar ve bu tatlardan aldığımız hazlar değişti.
fon/DIP:
Bir de bizim mahallemizde tefeci deli abimiz Deli Şener vardı. Bunun babası yurt dışında çalışırken vefat etmiş, babasından kendisine kalan maaş sayesinde mahallenin eşrafına borç para verir ve faiziyle geri alırdı. Başka bir işte çalışmaz bu işten geçimini sağlardı. Geçim sağlamak ne kelime bildiğin mahallenin Banker Bilosuydu. O kadar çok para kazanırdı ki, bize tomar tomar parasını gösterip karşımızda sayardı, biz de o biçim fesatlanır, deliliyle dalga geçerdik. Bu Banker Bilo Deli Şener bile leblebi tozu yerdi, şerefsiz!
Etiketler:
Eskişehir,
eskişehirspor
2010-2011 Sezonu bugün başladı. Eskişehirspor`umuzun maçı da bugün saat 22:00 de Gençlerbirliği`yle Eskişehir Atatürk Stadyumunda.
Bu maçta Eskişehirspor`umuza başarılar diliyorum. İnşallah güzel bir başlangıç yapar. Bu sene takımımızdan taraftarlar olarak çok umutluyuz. İlk maça gitmeyi çok istiyordum ama Ramazan dolayısıyla biraz üşengeçlik yaptım. Hiç gözüm kesmedi. O yüzden maçı evde izlemeye karar verdim.
Bu sene oturmuş kadromuza çok güzel transferlerle takviyeler yaptık. Batuhan, Pele ve Tello en flash transferlerimiz. Özellikle hırçın çocuk Batuhan`dan bu maçta goller bekliyoruz. İnşallah kazanan taraf biz olacağız. Ayrıca geçen sezon, sezon ortası gelen ve hazır olmayan futbolcularımızdan Jaycee, Sezer, Erkan Zengin`in de bu sene geçen sezondan çok daha iyi bir performans bekliyoruz.
Rakip Gençlerbirliği, ankara takımlarına pek şansımız tutmuyor ama bu sefer bu şansızlığı kıracağız.
Eskişehirspor ve Gençlerbirliği`nin aralarındaki son maçlara bakacak olursak
En son galibiyetimizi 96 yılında kazanmışız. Bu sene güzel başlayıp bu şansızlığımızı da kıracağız. Hedefimiz Avrupa Kupaları ve bu hedef için ilk maçtan 3 puanla ve moralle başlayacağız.
Muhtemel Kadromuz:
Kalede: İvesa
Defans: Koray Arslan, Nadareviç, Vucko, Volkan Yaman
Orta Saha: Sezer Öztürk, Doğa, Pele, Tello
Forvet: Jaycee, Batuhan
Haydi ES ES`im BAŞARILAR!
Bu maçta Eskişehirspor`umuza başarılar diliyorum. İnşallah güzel bir başlangıç yapar. Bu sene takımımızdan taraftarlar olarak çok umutluyuz. İlk maça gitmeyi çok istiyordum ama Ramazan dolayısıyla biraz üşengeçlik yaptım. Hiç gözüm kesmedi. O yüzden maçı evde izlemeye karar verdim.
Bu sene oturmuş kadromuza çok güzel transferlerle takviyeler yaptık. Batuhan, Pele ve Tello en flash transferlerimiz. Özellikle hırçın çocuk Batuhan`dan bu maçta goller bekliyoruz. İnşallah kazanan taraf biz olacağız. Ayrıca geçen sezon, sezon ortası gelen ve hazır olmayan futbolcularımızdan Jaycee, Sezer, Erkan Zengin`in de bu sene geçen sezondan çok daha iyi bir performans bekliyoruz.
Rakip Gençlerbirliği, ankara takımlarına pek şansımız tutmuyor ama bu sefer bu şansızlığı kıracağız.
Eskişehirspor ve Gençlerbirliği`nin aralarındaki son maçlara bakacak olursak
| TARİH | TURNUVA | EV SAHİBİ | SKOR | KONUK |
| 20 Şub 10 | Spor Toto Süper Lig | Eskişehirspor | 0 - 0 | Gençlerbirliği |
| 13 Eyl 09 | Spor Toto Süper Lig | Gençlerbirliği | 2 - 2 | Eskişehirspor |
| 14 Şub 09 | Spor Toto Süper Lig | Eskişehirspor | 0 - 0 | Gençlerbirliği |
| 14 Eyl 08 | Spor Toto Süper Lig | Gençlerbirliği | 3 - 1 | Eskişehirspor |
| 28 Nis 96 | Spor Toto Süper Lig | Eskişehirspor | 2 - 0 | Gençlerbirliği |
| 03 Ara 95 | Spor Toto Süper Lig | Gençlerbirliği | 3 - 2 | Eskişehirspor |
En son galibiyetimizi 96 yılında kazanmışız. Bu sene güzel başlayıp bu şansızlığımızı da kıracağız. Hedefimiz Avrupa Kupaları ve bu hedef için ilk maçtan 3 puanla ve moralle başlayacağız.
Muhtemel Kadromuz:
Kalede: İvesa
Defans: Koray Arslan, Nadareviç, Vucko, Volkan Yaman
Orta Saha: Sezer Öztürk, Doğa, Pele, Tello
Forvet: Jaycee, Batuhan
Haydi ES ES`im BAŞARILAR!
Eski sevgiliyi görmek ya da görmemek? Ne biçim mesele bu?
Anladım ki, duygusal tepkilerimi dile getirirken çok zorlanıyorum. Yarım saattir şu yazıya başlamaya çalıştım ama başarılı olamadım birtürlü. On farklı giriş cümlesi kurdum, onunun da gelişme bölümünü tamamlayamadım.
İlk defa bir konuyu yazarken bukadar zorlandım. Genel de yazmaya başlarım ve hiç aralık vermeden yazıyı bitiririm. Ama gel görki bu konu hakkında nereden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı bilemedim. Konunun hikayesi beni zaten dağıttı, konu da cümlelerimi dağıttı. Anlayacağınız komple dağıldım.
Şöyle ki, beş yıl beraber olduğum ve ayrıldığım insanı unuttum sanmıştım, artık eskisi gibi aklıma gelmiyor, aklıma gelse bile ben de derin düşünceler uyandırmıyor, moralim bozulmuyordu. Unutmuştum lan işte, sonunda unutmuştum. Nah! unutmuşum, 2 hafta önce Adalarda bir cafede otururken annesi ve babasıyla önümden geçti, görmedi beni, kalabalıktı ortam, gerçi beraber gezerken çok ilginç şeyleri görürdü, benim görmediğim tanıdıklarımızı ya da kendi tanıdıklarını görürdü ama o gün beni herzaman ki gibi görmedi, benim onu ne kadar sevdiğimi göremediği gibi o gün de beni görmedi ya da her zaman ki gibi görmezden geldi!
İşte ne olduysa o zaman oldu, görünce bir tuhaf oldum, içimde anlatamayacağım bir keder alevlendi, öfkelenmedim, sinirlenmedim ama tarifsiz bir üzüntü hakim oldu aklımda, kalbimde... Beş yıl boyunca canım dediğin kişi bir yabancı gibi önünden geçip gidiyor ve sen ona dokunamıyorsun, sesini duyamıyorsun ve bütün bunları yüzünü göremeden yaşattı bana. Tam önümden geçerken fark ettim ve yüzünü göremedim, arkasından bir çocuğun ulaşamadığı pamuk helvaya ya da elma şekerine baktığı gibi çaresizce baktım. Ta ki gözden kaybolana kadar.
Sonra mı ne oldu. Birkaç gün aklımda yer etti, birkaç gün düşüncelerime hakim oldu. Neden böyle olduk diye düşündürdü beni. Sonuç mu ? Boşvern gitsin. Tıpkı onun yaptığı gibi...
Ramazan ayı hepimiz için hayırlara vesile olsun inşallah. Tüm müslüman alemi bugün oruç tutmaya başladı ve tutulan oruçlar kabul olur inşallah.
Şimdi buradan klasik ramazan mesajları, sureler filan yazmayacağım. İki kelime lafım var sırf onları söylemek için bu yazıyı açtım.
Şöyle ki; biz Allah(cc) inananlar, peygamberine inanan ve oruç tutanlar olarak, her zaman her ortamda inanmayanlara ve fikirlerine saygılı oluyoruz, inançlarıyla kişiliklerini yargılamıyoruz, onlarla inanmadıkları için dalga da geçmiyoruz. Ama inanmayan kitle neden insanların inançlarıyla, dinleriyle tuttukları oruçlarıyla dalga geçmeye çalışıyor. Hadi inanmanızı filan geçtim de saygı da mı yok, ahlak da mı yok, aile, çevre, okul terbiyesi de mi yok lan!
Neyse, lafı uzatmayayım, uzun lafın kısası insanların inançlarıyla ve değerleriyle dalga geçmeyin. Bunun dinle kitapla ilgisi yok, bu İNSAN olmakla alakalı bir durum. Önce insan olmak lazım.
Etiketler:
kişisel
Kara bahtım kör talihim, elem terefiş kem gözlere şiş!
Uzun zaman oldu tatil yapmayalı, güneşlenmeyli, yüzmeyeli! Yalnış hatırlamıyorsam 3 sene önceydi! en son tatilim, o da yarım yamalak, saçma salak bir tatildi.
Geçen yazı askerde nöbet ağacı olarak geçirdim. Hatta öyle bir ağaç olmuştum ki, gölgemden İstanbul halkı faydalanmış, dalımdan budağımdan kuşlar yuva yapmış, yavrularını büyütmüşlerdi. Öyle bir ağaç olmuştum ki... neyse pek hevesli değilim askerliğimi anlatmaya, herkese imrenirim, muhakkak heyecanlı, afilli bol ekşınlı, çok dayaklı, artistik hareketler vs... bir sürü anlatırlar. Ben mi? Soruyorlar bana" askerliğin nasıl geçti" cevap veriyorum "İyiydi bol bol nöbet tuttum, askerlikte ki en mantıklı iş de nöbet tutmak değil mi?" deyip konuyu bir güzel kapatıyorum. İnanın anlatacak hiçbir ekşınım yok. Bol bol kitap okudum, bol bol nöbet tuttum :)
Kara bahtım. Gülmedi yüzüme güldürmedi, her bir konuda. Geçen yaz askerdeydim ya, bu sene de iş yerimde henüz bir yılımı doldurmadığım için izin hakkım yok. Ama pes etmeyeceğim. Ücretsiz mücretsiz izine ayrılıp tatile gideceğim, lakin önümüzde ramazan ayı var, ramazan da ben tatile gidemem, gönül rahatlığıyla içemem, gezemem vs.. gerisini anlatmıyayım.
Yattım dün gece rüyasına tatilin, yaptım planımı programını, Ramazan bayramından sonra hemen tatile çıkıyorum, bir haftalığına artık neresi olur nereye giderim bilmiyorum, akdeniz mi olur, ege mi olur belki adalara gidebilirim, hep görmek istedim adaları ama eylül ayında bol rüzgarlı olabilir oralar diye karamsarlık içerisindeyim. Adalar dedim de İstanbul adalar anlamayasınız, Gökçeada veya Bozcada bahsettiğim.
Hani derler ya bazen olmuyorsa olmuyor, ama ben her zaman söylemişimdir yine tekrar edeceğim. Olmuyorsa zorlayacaksın bir oluru muhakkak vardır. Hiçbir şey imkansız değildir. Bu mantıkla hırs yaptım, o biçim hırslandım, otobüs bulamasam trenle tren bulamasam otostopla, otel bulamasam pansiyona, pansiyon bulamazsam çadır kuracağım, hiçbirşey olmadı arabamda yaşacağım ama o tatile gideceğim.
veleddalin amin.
Uzun zaman oldu tatil yapmayalı, güneşlenmeyli, yüzmeyeli! Yalnış hatırlamıyorsam 3 sene önceydi! en son tatilim, o da yarım yamalak, saçma salak bir tatildi.
Geçen yazı askerde nöbet ağacı olarak geçirdim. Hatta öyle bir ağaç olmuştum ki, gölgemden İstanbul halkı faydalanmış, dalımdan budağımdan kuşlar yuva yapmış, yavrularını büyütmüşlerdi. Öyle bir ağaç olmuştum ki... neyse pek hevesli değilim askerliğimi anlatmaya, herkese imrenirim, muhakkak heyecanlı, afilli bol ekşınlı, çok dayaklı, artistik hareketler vs... bir sürü anlatırlar. Ben mi? Soruyorlar bana" askerliğin nasıl geçti" cevap veriyorum "İyiydi bol bol nöbet tuttum, askerlikte ki en mantıklı iş de nöbet tutmak değil mi?" deyip konuyu bir güzel kapatıyorum. İnanın anlatacak hiçbir ekşınım yok. Bol bol kitap okudum, bol bol nöbet tuttum :)
Kara bahtım. Gülmedi yüzüme güldürmedi, her bir konuda. Geçen yaz askerdeydim ya, bu sene de iş yerimde henüz bir yılımı doldurmadığım için izin hakkım yok. Ama pes etmeyeceğim. Ücretsiz mücretsiz izine ayrılıp tatile gideceğim, lakin önümüzde ramazan ayı var, ramazan da ben tatile gidemem, gönül rahatlığıyla içemem, gezemem vs.. gerisini anlatmıyayım.
Yattım dün gece rüyasına tatilin, yaptım planımı programını, Ramazan bayramından sonra hemen tatile çıkıyorum, bir haftalığına artık neresi olur nereye giderim bilmiyorum, akdeniz mi olur, ege mi olur belki adalara gidebilirim, hep görmek istedim adaları ama eylül ayında bol rüzgarlı olabilir oralar diye karamsarlık içerisindeyim. Adalar dedim de İstanbul adalar anlamayasınız, Gökçeada veya Bozcada bahsettiğim.
Hani derler ya bazen olmuyorsa olmuyor, ama ben her zaman söylemişimdir yine tekrar edeceğim. Olmuyorsa zorlayacaksın bir oluru muhakkak vardır. Hiçbir şey imkansız değildir. Bu mantıkla hırs yaptım, o biçim hırslandım, otobüs bulamasam trenle tren bulamasam otostopla, otel bulamasam pansiyona, pansiyon bulamazsam çadır kuracağım, hiçbirşey olmadı arabamda yaşacağım ama o tatile gideceğim.
veleddalin amin.
Henüz altı yaşındayım. Altı buçuk bile değilim, o derece altı yaşındayım. İlk okula tam da bu yaşta başladım. Ailem bu kötülüğü neden yaptı bana bilmiyorum ama eğer ki; okula erken başlatıp hayata erken başlamamı filan düşündülerse yanıldırlar, çünkü ben o bir seneyi daha sonradan erittim :)
Altı yaşındaydım değil mi. O zamanlar heryerde okul yok, seksenlerin ortasını yeni geçmişiz sonuna doğru daha çok yolumuz var. Ben okula otobüsle gidiyorum ama ne otobüs, bildiğin bir saate yakın otobüs yolculuğum var. Abimle beraber aynı okula gidiyoruz. O elimden tutuyor, el ele kol kola aynı otobüs yolculuğunu çekiyoruz. Eğer çocuğunuza zulüm etmek istiyorsanız kesinlikle bu yöntemi denemelisiniz. Uzaktaki okullara gönderin, gönderin ki yolda sersefil perişan olsun, olsun ki aklı başına gelsin, gelsin ki ders çalışsın, çalışsın ki adam olsun. Ne dersi! ne dersi! okula gitmek benim için o yaşlarda zulümden başka birşey değildi. Çocuk dediğin okula seve seve gitmeli, ama içinde bulunduğum durumda seve seve değil, s...s... o yolu çekiyordum.
O zamanlar otobüse parayla değil biletle biniyorduk. Toplu alımda daha da ucuuza geliyordu. Babam da sineği sıkıp yağını çıkartmaya çalışmış anlaşılan. Tabi bize bu biletlerin hepsini vermezdi anamız, babamız. Günde iki tane, bir gidiş bir geliş. Fazlası dursa sanki ne olacak. Çantamda bir tane yedek dursa sanki ne olacak! Acaba onu paraya çevirip harcarmıyım ki diye düşündüler. Bu şekilde düşündülerse hak veririm, çünkü; küçükken herşeyi paraya çevirme yeteneğim vardı. Ağaçtan topladığım erikleri poşet poşet satıp atari parası yaptığımı bilirim. Neyse asıl konum bu değil, herşeyi paraya çevirme yeteneğim apayrı bir yazı konusu, hatta yazıdan da öte tez konusu olabilir.
Hani biraz önce dedim ya yedek bir biletim olsa çantamda ne olacak? Bu lafı boşuna etmedim. Günlerden birgün, öğlen okuldan çıktım. Okulun sonlarına doğruydu, ben iyice gide gele yolların kaşarı olmuş, gözüm açılmış, gözlerim felfeciri çakmak çakmak okumaktaydı. İşte bu sebepten kendime güveniyor, artık okula gelip giderken abimin elinden tutmuyordum. Bırak elinden tutmayı okul çıkışı onu beklemiyordum bile. Biran önce koşa koşa otobüs durağına gidiyor. Kalabalık öğrenci topluluğu gelmeden otobüse binip biran önce eve gitmenin planlarını bile, kurgulayacak kadar çakallık mertebesine ulaşmıştım. Çünkü; o kalabalık öyle bir kalabalıktı ki, gelen otobüse binememe ihtimali bile vardı. Çünkü tek biz değildik uzaaak diyarlardan o okula gelen.
Altı yaşındaydım değil mi. O zamanlar heryerde okul yok, seksenlerin ortasını yeni geçmişiz sonuna doğru daha çok yolumuz var. Ben okula otobüsle gidiyorum ama ne otobüs, bildiğin bir saate yakın otobüs yolculuğum var. Abimle beraber aynı okula gidiyoruz. O elimden tutuyor, el ele kol kola aynı otobüs yolculuğunu çekiyoruz. Eğer çocuğunuza zulüm etmek istiyorsanız kesinlikle bu yöntemi denemelisiniz. Uzaktaki okullara gönderin, gönderin ki yolda sersefil perişan olsun, olsun ki aklı başına gelsin, gelsin ki ders çalışsın, çalışsın ki adam olsun. Ne dersi! ne dersi! okula gitmek benim için o yaşlarda zulümden başka birşey değildi. Çocuk dediğin okula seve seve gitmeli, ama içinde bulunduğum durumda seve seve değil, s...s... o yolu çekiyordum.
O zamanlar otobüse parayla değil biletle biniyorduk. Toplu alımda daha da ucuuza geliyordu. Babam da sineği sıkıp yağını çıkartmaya çalışmış anlaşılan. Tabi bize bu biletlerin hepsini vermezdi anamız, babamız. Günde iki tane, bir gidiş bir geliş. Fazlası dursa sanki ne olacak. Çantamda bir tane yedek dursa sanki ne olacak! Acaba onu paraya çevirip harcarmıyım ki diye düşündüler. Bu şekilde düşündülerse hak veririm, çünkü; küçükken herşeyi paraya çevirme yeteneğim vardı. Ağaçtan topladığım erikleri poşet poşet satıp atari parası yaptığımı bilirim. Neyse asıl konum bu değil, herşeyi paraya çevirme yeteneğim apayrı bir yazı konusu, hatta yazıdan da öte tez konusu olabilir.
Hani biraz önce dedim ya yedek bir biletim olsa çantamda ne olacak? Bu lafı boşuna etmedim. Günlerden birgün, öğlen okuldan çıktım. Okulun sonlarına doğruydu, ben iyice gide gele yolların kaşarı olmuş, gözüm açılmış, gözlerim felfeciri çakmak çakmak okumaktaydı. İşte bu sebepten kendime güveniyor, artık okula gelip giderken abimin elinden tutmuyordum. Bırak elinden tutmayı okul çıkışı onu beklemiyordum bile. Biran önce koşa koşa otobüs durağına gidiyor. Kalabalık öğrenci topluluğu gelmeden otobüse binip biran önce eve gitmenin planlarını bile, kurgulayacak kadar çakallık mertebesine ulaşmıştım. Çünkü; o kalabalık öyle bir kalabalıktı ki, gelen otobüse binememe ihtimali bile vardı. Çünkü tek biz değildik uzaaak diyarlardan o okula gelen.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Blog Arşivi
-
►
2011
(70)
- ► Eylül 2011 (4)
- ► Temmuz 2011 (5)
- ► Haziran 2011 (4)
- ► Nisan 2011 (6)
-
▼
2010
(76)
- ► Aralık 2010 (11)
- ► Kasım 2010 (10)
- ► Eylül 2010 (7)
-
▼
Ağustos 2010
(17)
- KADINIM
- Eskişehirspor Galatasaray Maçı Hakkında
- En nefret ettiğiniz üç şey (mim)
- Bendeki Canı Henüz Yoramadım
- Uzun Boylu Olmak
- Seviyoruz seni Ruud van Nistelrooy
- Aylak
- Hiçbir Zaman Her Zaman
- Gidelim
- 17.08.1999 SESİMİ DUYAN VARMIIIII !...
- Yarım Kalan Hikaye(ler)
- Nerelerdesin Sen Leblebi Tozu
- Haydi ESES
- Eski sevgiliyi görmek ya da görmemek? Ne biçim mes...
- Hoşgeldin Şehr-i Ramazan
- Uzanamadik Kumsala Güneş Damlar Çişime
- Selam verdi borçlu çıkardım
- ► Temmuz 2010 (5)
- ► Haziran 2010 (11)
- ► Mayıs 2010 (2)
- ► Nisan 2010 (1)
- ► Şubat 2010 (2)
-
►
2009
(205)
- ► Aralık 2009 (47)
- ► Kasım 2009 (27)
- ► Eylül 2009 (4)
- ► Temmuz 2009 (2)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (7)
-
►
2008
(63)
- ► Aralık 2008 (30)
- ► Kasım 2008 (22)
- ► Temmuz 2008 (1)
-
►
2007
(1)
- ► Temmuz 2007 (1)
Hayalmeyal
2007-2011 Hayalmeyal | Blog - Herşey birgün hayal meyal hatırlanır, valla bak :) Çalıp çırpmayın! - Sen çok yaşa Blogger













