Ads Top

Nereye ahh! Nereye gitti tüm o enerji?

Bu sabah uyandığımda, gözlerim odaklanmayı becerince dikkatimi pencereden dışarıya çevirdim.
Güneşli bir gün ve basit telaşelerle sağa sola koşuşturan enerjik hayvanlar vardı, evin on metre solunda bulunan büyük ambar tüm iştihamıyla her zamanki yerinde duruyordu, büyük ambarın hemen yanında bulunan ve ambarın arkasına doğru L şeklinde giden bahçemdeki, fasulyeler sırıklara biraz daha dolanmış, boyları biraz daha uzamış, domatesler hafiften kızarmaya başlamıştı. Fasulyeler ve domatesler hariç, ambar aynı ambar, bahçe aynı bahçeydi. Dün gece saat 01:00 e kadar kapının önünde kedim pamukla oynaşıp, çayımı içip, sigaramı ciğerlerime çekerken nasıl bıraktıysam hala aynılardı, pamuk hariç.

Pamuk mu ne oldu? Korkmayın canım, kimbilir hangi erkek kediyi peşinden koşturuyordur şimdi :) Pamuk dediğime bakmayın siz, öyle bembeyaz kar gibi bir kedi gelmesin gözünüzün önüne, zaten bembeyaz kedileri de pek sevmem, pek havalı oluyor şerefsizler, benim pamuğum alacalıydı, öyle bembeyaz da değildi, tozun toprağın içerisinde oynamaktan beyaz tüyleri grimsiydi her zaman. Zaten cins bir kedi de değildi, bildiğin sokak tekiriydi, gece gündüz dışarıdaydı.
Bazen hava çok soğuk olurdu, alırdım eve sıcacık sobanın yanına, ben sobanın üzerinde mandalina kabuklarını kızartıp evin kokusunu değiştirirdim, mandalina kabuklarından sonra kestane kızartırken o da sıcak sobanın yanında mrrr mrrr, grrr grrr diye ahenkli sesler çıkarırdı, fazla sürmezdi ikimizin de keyfi, ne ben çuval çuval kestane kızartacak kadar zengindim ne de o sobanın sıcaklığına alışacak kadar ev kedisiydi. Birkaç saat ısındıktan sonra, tek katlı evimizin çıkış kapısına yönelir, çıkartın beni dışarıya benim yerim burası değil dercesine yüzüme bakardı. Kapıyı açtığım gibi tüm enerjisiyle dışarı fırlardı, sağa sola zıplar, sonra biraz gerinir ve bana bir bakış attıktan sonra karanlığa doğru giderdi.

Gözlerimi pencereden evin içerisine çevirdiğimde epeyce bir zaman geçtiğini hissettim. Ev halkı hala uyuyordu, güzel bir sürpriz yapmak istedim ve bisikletime atladığım gibi fırının yolunu tuttum, uzaktaydı fırın, yürüyerek gidip gelsen 20 dakikadan fazla sürer, bisikletle hemencecik varılıyor, ne gerek var onca yolu yürümeye şimdi, fırına girdiğimde o sıcacık ve mis kokan taze ekmeğin kokusunu ciğerlerime çektim, en tazesinden iki ekmek kapıp evin yolunu tuttum. Eve vardığımda uyanmıştı hane halkı. Çay suyu ısınırken, o bildik tiz sesi çıkartıyordu ve ekmek kokusu tüm mutfağı sarmıştı bile. Evin hemen yanında yaşlı bir akasya ağacı vardı, değişik bir akasya çeşidiydi, dikenleri yoktu ve uzunlamasına büyümemiş, daha çok söğüt ağacı gibi büyümüş ve koyu bir gölgesi vardı, o koyu gölgede kahvaltı yapmak ne de müthiş bir şey, hele bir de ayaklarınıza sürtünen kedinizin sizin verdiğiniz sucuğu afiyetle yemesi yok mu, insan huzur bulmak için daha ne isteyebilir ki? Bu enerjiyi ne verebilir artık?

Nereye ahh! Nereye gitti tüm o enerji?

Aslında bu sabah, artık varolmayan bir günde, varolmayan bir evde, varolmayan bir yatakta uyandım.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.