Ads Top

Yağmurda Yürümeye Başladılar


Demir sesiyle uyanmıştı adam. Trenin raylardan çıkarttığı tık tık sesine bir de fren sesi ilave olmuştu. Uzun zaman sonra İstanbul`a geliyordu, içinde garip bir heyecan, biraz korku.
Camdan dışarı baktığında bardaktan boşalırcasına yağan yağmur biraz korkutmuştu onu. Hay aksi! Bu günümü beklemişti sonbahar yağmurları. İndi trenden, daha önceden defalarca gördüğü Haydarpaşa Tren Garının yanmış duvarlarını aradı gözleri, en son gördüğünde yoktu bu sabotaj izleri.
Bir sigara çıkarttı ezilmiş paketinden, bir kaç damla yağmur ondan önce buluştu sigarasıyla, kibritini çıkarttı cebinden, elleriyle rüzgar kıran yapıp yaktı Haydarpaşa`da önce kibriti, sonra sigarasını. Derin bir nefes aldı, tren yolculuğu boyunca hiç içmemişti, uyuklamaktan, dizlerinin ağrıdığını hissetti birden, koltukta uyumak ne yorucuymuş dedi, kendi kendine. Derin bir nefes daha çekti özlediği sigarasından, midesinin açlığa yenik düşen kasılmasını hissetti, söndürdü ayakkabısının altında yeni yaktığı sigarayı, aç karnına da hiç çekilmiyor ki bu meret. Hemen bir İstanbul simidi aldı, yanına da sıcacık bir çay, karşısında boğaz manzarası... Sırf şunun için bile gelinmeli arasıra dedi kendi kendine kızdı sonra, 2 yıldır neden uğramadığı için.

Sabah ezan sesiyle uyanmıştı kadın. Heyecanlıydı, bir yabancıyla görüşecekti bugün, çok tanıdık bir yabancıyla...
Pazar sabahıydı ve uyandığında sabah ezanı okunuyordu, yatağından kalktı, ev ahalisi uyanmamıştı henüz, mutfağa gitti çay suyunu koydu, kahvaltıyı hazırlamaya başladı. İlerleyen saatlerde evdekiler de uyanmaya başlamıştı, o ise kahvaltıyı çoktan hazırlamıştı, erken çıkmalıydı bugün evden ve biran önce her şeyi eksiksiz tamamlayıp çıkmalıydı, bu saatler de ne çabuk ilerliyor dedi kendi kendine. İzafet teorisini sorguladı demlenen çayı bardaklara doldururken.


Vapura bindi adam. Martıların cıyaklamasına taktı yine kafayı, İstanbul Boğaz ve Martı üçlemesinde özendirilen bu uğursuz hayvanların aslında ne kadar da sevimsiz olduğunu düşündü, vapurun arkasından attığın simitleri havada kaparak eğlenilecek tarafını çıkarttığında nesi kalıyordu ki? Siz bir de gece dinleyin bu uyuzları dedi, içinden. Cıyak cıyak, vıyak vıyak ne sinir bozucu bir sesleri oluyordu İstanbul Gecelerinde bile!
Yağmur hala yağıyordu hızını kesmeden, martılar yağmura aldırmıyorlardı, adam da martılara. Zaten sabahın körüydü ve vapurun arkasından kimse simit atmıyordu. O da içeride oturuyordu, içeride oturmasının sebebi havanın soğuk olmasından değil, martıların yüzündendi aslında.

Yarı aç yarı tok kalktı kahvaltı masasından kadın. Ne de olsa o tanıdık yabancıyla da kahvaltı yapacaktı, hem geç kalmamalıydı, telaşe vardı hareketlerinde, o diğer kadınlar gibi değildi; ne giysemden ziyade, geç kalmasam diye düşünüyordu, kahvaltı masasını toplarken. Evden nasıl çıkacaktı? Bu kadar erken çıkmıyordu ki evden. Annesini kandırsa Babası vardı, hadi büyük suları geçti, ya kardeşi? Küçük suda boğulmanın hiç sırası değil...

Vapurdan indiğinde yağmurun çoğaldığını fark etti adam. İskelenin çıkışında şemsiye satan insanları fark etti hemen. Taşı toprağı altın dedikleri bu olsa gerek diye düşündü. Yağmurdan bile para kazanılıyor. Umarsızca geçti şemsiye satanların yanından, o yağmurda ıslanmayı seviyordu, hem geldiği yerde bu kadar yağmur yağmıyordu, tadını çıkarmalı diye düşündü. Bir süre otobüs durağına sığındı, nasılsa bir ara diner bu yağmur diye düşündü, sonsuza kadar yağacak değil ya! İçemediği sigarası aklına geldi, bir sigara daha çıkarttı iyice ezilmiş paketinden, bu sefer yağmura armağan etmedi sigarasını. karışık düşünceler içerisinde içti sigarasını.

Evden çıkmıştı sonunda kadın. Çok geç kalmam umarım dedi. Şemsiye kullanmayı sevmediği halde, yanına aldı evdeki şemsiyeyi, otobüs durağına gidene kadar hiç kullanmadı, ıslandı biraz, razıydı ıslanmaya da, sevmiyordu ki şemsiyeyi, belki o kullanmak ister diye yanına aldığı şemsiye duruyordu çantasında. Bindi geç kalan otobüse, pazar sabahı nereden çıktı bu trafik diye düşündü, yağmura bağladı bütün trafiğin hantallığını.



Sığındı durakta bekliyordu adam. Merhaba dedi ilk defa canlı olarak duyduğu bir ses. Hiç yadırgamadı, çok tanıdık geldi. Merhaba dedi adam da kadına. Şemsiye istermisin diye sordu kadın. Sevmem ben dedi adam.

Yağmurda yürümeye başladı adam ve kadın...

1 yorum:

  1. Tek kelimeyle muhteşem bir yazıydı. Hep bu tür yazılar yazmak istemişimdir. Belkide yazıyorumdur ama hiç denemediğim için bilmiyorum. Nedense garip bir mutluluk veriyor bu tür yazılar.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.