Ads Top

Bisikletle İznik Turu 2.gün

En son Gölcük depreminde uyumuştum çadırda. Bu sefer mecburiyetten değil keyfi nedenlerden dolayı uyuduğum çadırda güzel bir uyku çekmiştim. Gece hava biraz serin olmuştu, tedbirli gittiğim için üşüme problemi yaşamadım. Sadece her sabah çimleri suluyorlarmış :) ben de fiskiyenin yanına kurmuşum çadırı, sulama işinden sorumlu bahçivan bana seslendi sabahın 5`inde, eyvah dedim abi yapma etme derken dedim müsade et 15dk ya toplarım, dayanamadı yat gitsin boşver yaaa bugün de sulamayalım madem dedi :) altın bulmuş gibi sevinerek uyku tulumunun içine denize atlar gibi atladım, 1,5 saat daha temiz bir uyku çektim.

1.gün güneşin batışını çadırımdan izlemiştim. Normalde çadırların kapısı batıya değpil doğuya doğru verilir ki sabah güneşiyle uyanıp güne enerjiyle başlanır. Fakat burada batı tarafında yol olduğu için ve festival nedeniyle kalabalık olduğu için çadırın kapısını göle doğru çevirdim.

Rota olarak ikinci gün İznikten Gölcük`e geçmeyi düşünüyordum ama bizim kanki iş yerinden izin alamadığı için ben de gitmekten vazgeçtim. 2. günü de İznikte geçirmeye karar verdim.
Sabah telefonumun şarjı bittiği için fotoğraf çekemedim malesef :( kahvaltıdan sonra internet kafeye gidip hem internette işlerimi halledip hem de telefonumu şarj ettim.

İkinci gün de kalmaya karar verince pansiyonda kalıp hem duşumu alırım hem de eşyalarımı güvenli bir yere bırakıp çevreyi gezerim dedim. İznikte bulabileceğiniz tek pansiyona gittim, İznik Apart Pansiyona gittim malesef boş odaları yoktu, festival nedeniyle bütün odaları dolmuş, bisikleti ve eşyalarımı bahçede bırakıp bırakamayacağımı sordum, istediğin kadar bırakabilirsin dedi oradaki abla :) ben de bisikleti ve eşyalarımı orada bırakıp İznik içini gezmeye çıktım. Bu arada İznik`e gidip pansiyonda kalmayı düşünürseniz önceden arayıp rezervasyon yaptırmanızda fayda var İznik Apart Pansiyonun Telefon numarası 0 224 758 00 50 buradan ulaşabilirsiniz.


Eşyaları ve bisikleti bırakıp şehrideki tarihi yerleri gezmeye başladım ilk durağım Ayasofya Müzesi oldu.
İznik Ayasofya Müzesi, İznik'in tam ortasında , surlarla çevrili kentin dört kapısından gelen yolların kesiştiği yerde inşa edilmiş olan yapıdır. Hıristiyanlıkla ilgili önemli kararların alındığı 7. konsül 787 yılında bu kilisede toplanmıştır. 1331'den sonra Orhan Gazi camiye dönüştürmüştür. Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) döneminde, Mimar Sinan bir mihrap ilave edip yan neflerde büyük kemer açıklıkları oluşturulmuştur. 2007 yılında yapıda restorasyon çalışmaları başlatılmıştır. Restorasyon öncesi minareye dönüştürülen çan kulesi çok harap ve yıkık durumdaydı.Özellikle yabancı turistlerin oldukça ilgilendiği bir yapıdır.
Daha detaylı bilgi için; wikipedia, Ayasofya.org, Neden önemlidir

Resterasyon çalışmasından önce
Osmanlı İmparatorluğunun 2. padişahı Orhangazi, İznik’i kansız bir şekilde fethettikten hemen sonra İznik Ayasofya’yı Cami’ye çeviriyor ve adı Orhan Camii oluyor.
200 küsur yıl sonra meydana gelen depremde hasar gören yapıya, Mimar Sinan minare ve mihrabı ekliyor.
Kurtuluş savaşı sıralarında da yapı yakılıp yıkılıyor ve uzun yıllar harabe şeklinde kaderine terk ediliyor.

Kısaca İznik Ayasofya ortalama 850 yıl kilise, yine ortalama 600 yılda camii olarak kullanıldı.


Çatı ve üst bölüm 2007 yılında yapılan son resterasyon çalışmasında eklenmiştir.




Yapının doğu yönünde orta nef, içten yuvarlak dıştan yedi cepheli bir apsisle sonlanır.

Yan neflerde ise postforium (hazırlanma odaları)apsisle tamamlanmaktadır. Odacıklar kare planlı ve altıgen kasnak üzerine kubbelendirilmiştir.
Yan neflerin birisinde bulunan mezar

Yan neflerin duvarlarında kalan eski resimler var belli belirsiz, fotoğraflaım ama pek belli olmuyor.

Yan neflerin duvarlarındaki motiflere çıplak gözle de bakıldığında pek bir şey anlaşılmıyor


İznik Ayasofyası’nın Bizans kaynaklarında ismi ilk kez 787 yılında İznik’te toplanan 7.Ruhani Konsül ile birlikte geçmiştir. 11 Ekim 787’de patrik Tarasios başkanlığında 350 piskopos ve çok sayıda keşişin katıldığı konsül burada toplanmıştır.
Konuşmacının dikildiği alan

Muhtemelen Ruhani Konsülün üyeleri buradan konuşmacıyı dinliyordu
Ayasofya Müzesinin bahçesinde bulunan anıt taş

Ayasofya Müzesinin bahçesinde bulunan mezar
Ayasofya Müzesini gezdikten sonra, İstanbul Kapı ve Surları gezmeye karar veriyorum.

Ayasofya Müzesinin bahçesinde bulunan İznik Kültürel haritası, bu haritaya bakarak gideceğiniz yeri çok kolay bulabilirsiniz. Ben istanbul Kapıya gitmeye karar veriyorum
 İstanbul Kapı için en detaylı bilgiyi şu adreste bulabildim.
İstanbul Kapısı İmparator Hadrianus zamanında, MS.70-71 yıllarında yapılmıştır.

Roma ve Bizans dönemlerinde İstanbul’a giden yolun buradan başlamasından ötürü İstanbul Kapı ismi ile anılmıştır.
 


İznik içinden bakıldığında ilk kapının arka cephesi. Kapı kenarlarında iki yüksek heykel görülmektedir.

123 yılında İmparator Hadrian tarafından onarıldığı anlaşılmaktadır. Dış, orta ve iç olmak üzere üç ayrı kapıdan oluşmaktadır.


Dış kapı ön sura ait olup, iki yanında iki silindirik küre bulunmaktadır.

Bir sıra moloz taş, iki sıra tuğla ile yapılmış olan kapının üç yöne bakan birer mazgal penceresi bulunmaktadır.

En dıştaki kapının sağ ve solunda alt tarafta küçük oyma heykeller mevcuttur.

Bu mazgel pencerelerinden üç yönde de mevcut. Gözetleme pencereleri olarak kullanılmıştır.






















Bu noktadan sonra telefonumun şarjı yine bitti. Öğlen sıcağı da başlayınca yüzmeye karar verdim. Pansiyona emanet ettiğim bisikletimi ve eşyalarımı almaya gittim, telefonumu şarja bırakıp eşyalarımı aldım ve doğruca sahile inip öğlen sıcağında kendimi serin İznik gölüne bıraktım. Fakat çok yüzmüşüm ki acısı ertesi gün dönüş yolunda çıktı :)

Bir ara eşyaları sahilde olduğu gibi bırakıp pansiyona geri gittim, telefonumu alıp döndüm, bu konua İznik çok güven verici bir yer.

Eşyalarımı topladıktan sonra sahil kenarında bir tur attım, ikinci gün çadırı aynı yere kurmamaya karar verdim, yoksa bahçivan beni yıkayacak :) ikinci gün de idare edeceğini sanmıyorum, sabah da yola çıkacağım için telaşeye gelmesin istedim, sahilin sonunda büyük söğüt ağaçları var onların altına çadırı kurmaya karar verdim, çadırı kurmadan önce akşam yemeğini ve sabah atıştırmalık bir şeyleri alıp hava kararmaya yakın çadırı kurup erkenden yatar uyurum diye plan yaptım. Tam şehir merkezine dönecektim ki sulama kanalında balık tutan bir amcaya rastladım, merak ettim hangi balıkların olduğunu. Selam verip konuşmaya başladık muhabbet muhabbeti açtı emekli öğretmen olduğunu öğrendiğim Yaşa Amcayla sanırım 1 saatten fazla konuştuğumu fark ettim. Kafalar da uyuşunca bana nerede kalacağımı sordu, ben de kalacağım yeri gösterdim, Pansiyonda yer kalmadığını o yüzden çadırda kalacağımı söyledim. Alternatif olarak öğretmen evini de aramıştım gün içerisinde belediye hoparlörlerinde anons geçiliyordu, öğretmen evinde kalacak yer olduğuyle ilgili, orayı da aradım ( 0 224 757 10 80) orada da duşu olan oda kalmadığını söylediler, duş yoksa ha çadırda kalmışım ha odada fark etmez dedim. Yaşa Amca beni evinde misafir etmek istediğini söyledi. Ben de davetini geri çevirmedim :) ben müsade isteyip yanından ayrıldım, karnımı doyurmakiçin. Bir de yemek için zahmet etmesinler istedim.
Bisikletimle aynı ağaca yaslanıp çekirdek çitleyerek güneşi batırdım :)



Festival alanı. Bu alanda A`dan Z`ye bir çok şeyi bulmak mümkün.

Yaşa Amcaya giderken bu iki yavru köpeğe rastladım, birbirlerine o kadar güzel sarılmışlardı ki dayanamayıp fotoğraf çekmek istedim ama ben durunca onlar da hareketlendiler. Ying-Yang gibi birbirlerine sarılmışlardı :)
Festival alanında gözleme ayran yiyip biraz çekirdek aldım ve güneşi İznik Gölünün üzerinden batırdım. Akşam Yaşa Amcanın misafiri olarak kaldım, lakin o kadar güzel muhabbet vardı ki saati geç olduğunu fark etmedim, yatağa uzandığımda gece 00:00`ı geçmişti. Bugün gölde harcadığım enerji, geç yatmam ve dinlenememiş olmamın acısı 3.gün dönüş yolunda çıktı :)

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.