Ads Top

Yazılıkaya - Midas Bisiklet Turu 1.gün

Bu yaz yaptığım İznik turundan sonra ikinci turum olan ve Onur Şenel`le beraber pedalladığımız Yazılıkaya diğer adıyla Midas Şehri turumuz.

Uzun zaman önce konuştuğumuz ve çeşitli nedenlerden dolayı Ramazan Bayramından sonraya kalan Frig Vadisi turumuz bizim için oldukça zevkli geçti.

Vadinin bir çok yerine uğrayamadık maalesef. Bunda Onur`un bisikletinin yol bisikleti olmasından dolayı toprak yolları kullanamadık, yine Onur`un lastiğinin patlaması, üzerine tamir eder etmez lastiği yere vuraaa vuraaa :) tekrar patlatmasından dolayı zaman kaybetmemiz, kamp yapacağımız yeri iyi seçememiş olmamız gibi nedenlerden dolayı vakit kayıplarımız çok oldu. Buna bağlı olaraktan istediğimiz kadar yer göremedik.
Gerçi tüm bunlar yolda başınıza gelebilecek şeyler, sonuçta her şey güllik gülistanlık geçmiyor yolda, rüzgar bile ters yönden estimi 1 günde gideceğiniz yere 2 günde zar zor varmanıza sebep olabilir. Her şey düzgün bile gitmiş olsa koskoca Frig Vadisinini 2 günde gezip bitirebilmek mümkün değil.


Frigler ve Efsanevi Kralları Midas
Hititlerden sonra Demir Çağı’nda Anadolu’daki egemen güçlerden biri olan Friglerin 11. yüzyılın ortalarında Boğazlar üzerinden Anadolu’yageldikleri sanılmaktadır. M.Ö. 8. yüzyılın ortalarında merkezi Ankara yakınlarındaki Gordion (Yassıhöyük-Polatlı) olan bir krallık kurmuşlardır. Burada yapılan kazılarda Frig uygarlığına ait pekçok bilgi ve bulgu elde edilmiştir. Seramikte kendilerine özgü bir üslup geliştirmişlerdir. Geometrik desen ve stilize hayvan motifleri ile süslü bu eserler daha sonraki bir çok kültüre de örnek olmuştur. Özellikle tahta ve maden işçiliğinde ustalaşmışlardır. Tapınak yapılarının da dış cephelerinin, renkli kabartmalarla süslü seramik levhalarla kaplandığı anlaşılmıştır. Frig tapınak mimarisini yansıtan Kaya Anıtları onlardan günümüze ulaşan en önemli eserlerdir. Bu eserleri toplu halde Afyon ve Eskişehir arasındaki platoda görmek mümkündür. Frigler flüt, simbal gibi müzik aletlerinin de bulucusudurlar. Günümüzde batı müziğinin pek çok eseri “Frig Gamı” ile yapılmaktadır. Ayrıca çocukların ilgiyle izledikleri hayvan hikayelerinin bir kısmı da onlardan kalmıştır. Kökeni ve nasıl geliştiği bilinmeyen ve halen tam olarak anlaşılamamış kendilerineözgü bir yazı sistemleri vardır. M.Ö. 7. yüzyılın başlarında Kafkaslar’dan gelen Kimmerler’in saldırıları sırasında Gordion’un yıkıldığı ve yağmalandığı bu acıya dayanamayan Kral Midas’ın öküz kanı içerek yaşamına son verdiği antik Yunan kaynaklarında bahsedilmektedir. Frigler Batı kaynaklarında daha çok efsanevi kralları Midas ile ilgili öykülerle tanınır.


Turumuza gelirsek, gece konaklayacağımız için çok erken yola çıkmayalım dedik, 8`de Eskişehir bağlarda buşup beraber kahvaltı yaptık ve saat 9`da yola çıktık :) hatayı asıl burada yaptık :) neyse bu bize ders oldu, erken kalkan yol alır diye boşuna dememiş atalarımız.


Onur`u beklerken ilk fotoyu çekiyorum, her şey hazır.
İlk su molamız, moraller yerinde yüzler gülüyor :)
İlk molamızı verdikten sonra hiç durmadan Seyitgazi`ye kadar devam ediyoruz. Aslında duracaktık, zira sularımız azaldı ve ısındı, gördüğümüz ilk petrolde duralım dedik ama petrol diye diye Seyitgazi`ye ulaştık, yolda hiç petrol yoktu, çeşme de göremedik, hal böyle olunca molasız bir yolculuk oldu, fotoğrafta çekemedik.

Seyitgazide yemeğimizi yedikten sonra meydanda kurulan bir manav tezgahından sebze ve meyvelerimizi aldık, bir marketten de ekmek ve yiyeceğimiz diğer yiyecekleri aldık. Bonus olarakta kendimize birer dondurma ısmarladık.



Karnımızı doyurduk akşam yemeği ve gece için erzaklarımızı da aldık, dondurmalarımızı da yedikten sonra yola çıktık, 2-3km sonra yol ayrımına varıyoruz ve Örencik yoluna sapıyoruz.

Onur`un başarısız fotoğraflarından herhangi bir tanesi daha :)


Eskişehir'den Seyitgazi ye 50km yol geldik, yaklaşık 45km hiç durmadan yol aldık, Seyitgazi merkezden Midas Şehrine 32km yol var.
Seyitgazi Örencik arası inişli çıkışlı bir yola sahip ve genelde çıkışlı bir yol, hem sıcak hem de bu rampalar bizi yormaya çalıştı ama başarılı olamadı :)


Onurla konuştuğumuzda en sevmediğimiz yol tipinin bu tür yollar olduğuna karar verdik. Etrafında yeşillik olmayan,  kısa ve dik inişli çıkışlı yollar. Tek güzel tarafı ıssız ve trafik yönünden sakin olması.
Örencik köyünde hiç durmadan yolumuza devam ettik, Sarıcailyas köyünde mola vermeye kara verdik, köye girdiğimizde bizi hoş bir süpriz bekliyordu, köydeki çocuklar Hatim Mevlütü vardı, Seyitgazide yemek yediğimize pişman olduk, köy halkı oldukça ısrar ettiler yemek yememiz için ama Seyitgazide yediğimizi ve şimdi de yersek bisiklet süremeyeceğimizi söyledik, onlar da bari kompostodan için dediler, 2 şer bardak komposto içtik, yetmedi 2,5 lt de yanımıza verdiler, çay almayı unutmuştuk bir yüzsüzlükle onu da istedik, sağolsunlar kırmadılar bizi :) bir de gece lazım olur dedik 5lt boş su şişeniz varmı dedik onu da buldular :) tüm bunlar olunca nasıl sevindirik olduysak artık fotoğraf almak aklımıza gelmedi, Sarıcailyas köyünün güzel insanlarına teşekkürlerimizi iletmek istiyorum.

Sarıcailyas köyünde tüm ihtiyçlarımızı karşıladıktan sonra yola devam ettik, daha köyden çıkalı 2-3km olmuştu ki Onur`un arka lastiği patladı.
Onur ve inatçı lastiği, lastik janttan çıkmamak için direniyor, çıktıktan sonra da janta  geçmemek için daha çok direniyor
Ama Onur`un elinden kurtulamaz, zira kendisi bu lastiğin dilinden çok iyi anlıyor ve  başarmanın haklı gururunu yaşıyor :)
Gel gör ki bu kadar çabuk halledemedik işimizi, binbir sıkıntıyla sökülüp takılan lastik, Onur tarafından şişirilirken iyi otursun diye yere vurup sektirilince iç lastiği bir noktadan kesti, aynı eziyeti tekrar yaşattı bize ve işte o anda neden turcuların 1kg`lık patlamaya müthiş dirençli lastikleri seçtiklerini çok daha iyi anladık

Sarıcailyas köyünden çıktıktan sonra çam ormanı başlıyor ve sıkıcı çorak araziden yeşilin ve doğanın içerisine dalıyoruz.








Topkale ve Gerdekkaya Hamamkaya`ya ertesi gün dönüş yolunda uğramaya karar veriyoruz, ayrıca toprak yollara pek girmemeyi tercih ediyoruz, bir lastik patlaması daha bizi fazlasıyla geciktirecekti. Bizim 1.gün asıl hedefimiz Midas Şehri ve kamp yapacağımız yere erken varabilmek.

Çukurca köyünü 100m geçtikten sonra yolun sağındaki anıtı görmek için duruyoruz


Arezastis Anıtı (Kücük Yazilikaya)




Benim bisikletin ağırlığından dolayı Onur vicdan yaptı :) bir süreliğine bisikletleri değişelim dedik

Bu değişim çok sürmedi zira ikimize de farklı bisikletler tuhaf geldi :)
Sonunda Midas Şehrine ulaşıyoruz.


Bisikletlerimizi Kütüphanenin bahçesinde bırakıp Midas şehrini gezmeye başlıyoruz.
Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız.




En ilginç yapılardan birisi de buydu, apartman gibi mağaraları dikmiş frigler :)

İlginç anıtımızın arka kısmı


Demir parmaklıkla kapatılan yerin su kuyusu olduğunu tahmin ediyoruz, duvarın bir yüzeyinde merdiven gibi basamaklar mevcut.

Onur dayanamıyor ve üst kata çıkıyor

Büyük Yazılıkaya tadilatta olduğu için göremiyoruz


Eski su sarnıcı, üst kısımdan gelen sular burada toplanıyor, içerisi rutubetli, yerler yosun tutmuştu , aşağıda bir şey olmadığı için inmeye gerek duymadık.

Su sarnıcını bilmem ama bu çeşmenin suyu mükemmel, soğukluk  desen buz gibi, tadı  şahane. Eskişehirliler kalabak suyuna alıştıkları için başka suların tadı her zaman tuhaf gelir ama bu su Kalabak - Erikli sularının da üzerinde güzel bir tada sahip. Hatta öyle ki, kamp yaptığımız yere varınca keşke bu çeşmenin başında kamp yapsaydık dedik kendi aramızda.

Dönüş yolculuğuna geçmeden önce kütüphanenin bahçesindeki meyvelerden stok yapıyoruz.


Yazılıkaya - Midas Şehrinin uzaktan görüntüsü.

Kamp yapacağımız yer olan Yapıldak barajına gitmek için düştük yollara, Midas şehrini arkamızda bıraktık.

Yol oldukça zevkli, bol inişli ve rüzgarsız bir şekilde 6km iniş yapıyoruz. 


Yapıldak köyü


Yapıldak köyüne ulaştıktan sonra toprak yoldan Yapıldak Barajına ulaşıyoruz, buraya giderken yanlış yola saptığımız için bisikletleri itekleyerek çıkartmak zorunda kaldığımız yerler oldu, 5dk da ulaşacağımız yere 30dk da anca ulaşabildik.





Kamp yaptığımız yer
Bu arada Yapıldak Barajı özel olarak kiralanmış bir baraj. Balık üreticiliği yapılıyor ve dışarıdan gelip balık tutmak yasak. Biz de ne olur ne olmaz diye barajın bekçisini arıyoruz ama bulamıyoruz. Kötü bir sürprizle karşılaşmamak için derdimizi anlatıp kamp yapmak istediğimizi söyleyeceğiz. Gel gör ki kimsecikler yok ortalıkta. Her şeyi göze alıp bekçinin vicdanına sığınarak kamp yapacağımız yeri seçiyoruz.

1.günün sonunda ben 105km yol yapmıştım, Onur da 90km yol yaptı. Bol rampalı yorucu bir yolculuktu, biran önce çantalarımızı bisikletlerden indiriyoruz. Hava oldukça serinledi, bu noktaya ulaşmak için de efor sarf ettik ve terledik. Üşütmemek için hemen üzerlerimizi değiştiriyoruz.
Ben çadırı kurmanın derdine düşerken, Onur da ateşi yakıyor, aynı zamanda kahvemiz için suyumuzu da ocakta ısıtıyoruz.
Kahvelerimizi yudumlayıp kamp hazırlığımızı yaparken (sonradan öğrendiğimiz üzere barajı kiralayan kişi o gün bekçiye izin verdiği için kendisi duruyormuş) Sabahattin Amca yani oranın hem sahibi hem de bekçisi, omzunda tüfek, elinde devasa bir sarı gece lambasıyla otların arasında çıkıyor ve bizim aklımızı başımızdan alıyor :) öyle bir el feneri görmedim arkadaş, resmen güneş açıyor. Neyse Sabahattin amcamız çadırın pollerini balık oltası sanıyor ve burada kalamazsınız diyor, allem edip kallem edip balık oltası olmadığına ikna ediyoruz, zar zor da derdimizi anlattıktan sonra muhabbeti koyulaştırıyoruz, yemeğimizi yedikten sonra bizi çay içmeye davet ediyor, davete icabet gerekir deyip kırmıyoruz.
Mangalımızı yaktık, karnımızı doyurduk, Sabahattin amcanın sımarladığı çaylarımızı da içtikten sonra yatıyoruz. Yaz ayına aldanmayıp, iç anadolunun iklimini bildiğimizden soğuk olacağını tahmin edip ona göre tedarikli gitmiştik, yine de tahminimizden daha soğuk oldu, yatarken hava sıcaklığı 10 dereceye kadar düşmüştü ki gece daha da soğuk oldu.
Sonuç olarak bizim için zevkli bir yolculuk olmuştu. yeni yerler görmüş, yeni insanlarla tanışmış olduk. Yorulmuş olsakta buna değdiğini düşünüp uykuya dalıyoruz.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.